MİLLİ BOĞAZLAŞMAYA KARŞI

      Geçen sayıdaki yazımızda ‘Mehmet’lerin ancak vatan için öldüklerinde egemenlerin teveccühünü hak edebildiklerini ancak o zaman kıymetli birer vatan evladı olabildiklerini söylemiştik.Hakkari’deki çatışmada esir düşen ve sonrasında serbest bırakılan Mehmetlerin hikayesinde tamda bu sözün doğrulanmasına tanık olduk.Askerler orada ölmedikleri için adeta vatan haini ilan edildiler.Egemen sınıfın resmi ve sivil temsilcileri tarafından.Hükümetin en yetkili ağızlarından ordu temsilcilerine,geleneksel faşist politikacılarda,’sonradan olma faşist’ Perinçek’e kadar-evet,budur,Doğu Perinçek ve İşçi partisi faşist sıfatını fazlasıyla hak etmektedir artık-milliyetçi şoven cephenin her kesiminden aynı tepki geldi:’o askerler orada gerekirse süngüyle,dipçikle çarpışıp ölmeliydi,esir düşmüş olmaları ihanettir.’Nihayet resmi olarak da ölmedikleri için askeri mahkeme tarafından tutuklandılar.

      Yetmedi,tamda yürürlüğe sokulmaya çalışılan milli boğazlaşma siyasetine hizmet edecek şekilde,askerlerin esir alınışından serbest bırakılışlarına kadar tüm bir süreç bir komplo olarak sunulmaya çalışıldı.Esir düşenlerin Kürt kökenli oldukları,aslında ordumuzu sızmış birer terörist,işbirlikçi oldukları,başından itibaren DTP ile işbirliği içinde PKK propagandası yapmak üzere kurulmuş bir tezgahın içinde oldukları gibi iddialar,Türk-Kürt çeteleşmesi ekseninde dolaşıma sokularak şoven histeri daha da kudurtuldu,gerginlik daha da tırmandırıldı.Yani kanla beslenen milliyetçilik ölen Mehmetler üzerinden yaptığı propagandayı ölmeyip sağ kalanlar üzerinden de yapmaya devam etti,ediyor,edecek...

         Bıkmadan ısrarla söylüyoruz,yine söyleyeceğiz:Milliyetçilik bölgemizde kan,savaş,düşmanlık ve emperyalist çıkarlardan başka hiçbir şey ifade etmemektedir artık.Ve Türkiyeli Marksistler olarak bizim esas görevimiz bu milli boğazlaşma siyasetinin karşısına emekçi kardeşliği siyasetini koymak,milliyetçiliğe karşı uzlaşmaz bir savaş yürütmektir.Ortadoğu’da devrimci siyasetin olmazsa olmazı budur,milliyetçilikle mücadele etmeden devrimci kalınamaz.Kürt devrimcilerine de çağrımız emperyalizme ve kapitalizme karşı emekçilerin gönüllü birliği ve ortak mücadelesini savunan bir siyasal hattın örülmesidir.Bu noktada,ulusların kaderini tayin hakkı,ezen ve ezilen ulus milliyetçiliği farklar gibi ideolojik teorik tartışma ve ayrımlar bir yana ilk başta tespit edilmesi gereken şey emperyalizmin girdiği bir ipte cambazlık etmenin en başta Kürt emekçilerinin felaketi anlamına geleceğidir.Zira o ip o kadar gergindir ki,her an kopabilir ve dahası bir takım eller ipin gerili olduğu direkleri sürekli sallamaktadır.

    Domuz Topu

     Bakın mesela, düne kadar ‘Kürt halkının üç önderinden ikisi olan hain Barzani ve Talabani liderlikleri bugün Türk egemenleriyle ABD arasında varılan anlaşma gereği Güneydeki PKK varlığını oradan çıkarmaya yönelik girişimlere hız verdi. Kürt hareketinin geniş kesimlerinde büyük bir hayal kırıklığı ve öfke yaratan bu durum önceden kestirilemez bir şey miydi? Türk burjuvazisinin Güneydeki varlık ve yatırımları, oradaki Kürt egemenleri ve ABD ile çıkar ilişkileri, güneyli Kürt burjuvazisinin Türkiye’deki yatırımları, bunlar arsındaki gizli, açık, iktisadi, siyasi, diplomatik ilişkiler....Domuz topuna dönmüş bu karanlık güçler koalisyonu ayan beyan ortada iken bu ortaklığın bir tarafına dayanarak diğerine karşı mücadele etmek esasındaki bu taraflar arasındaki ilişki ve çelişkilerde kullanılan basit bir araç haline getirmez mi o hareketi?Buruşturulup atılacağın zaman da hayal kırıklığı ve öfkeye kapılmak hangi basiretin ürünüdür? Milli boğazlaşma siyaseti ve emperyalistlerle kucak kucağa Türk ve Kürt burjuvazisinin amaç ve çıkarı dikkate alınmadan,halklar arasındaki gerilim ve düşmanlığı tırmandıracak tavır,tutum ve hareketler Kürtlerin kurtuluşuna mı hizmet eder?

        Sorular çoğaltılabilir....Ve esasen Kürt halkı üzerindeki baskı uygulamaları,inkar ve imha politikaları yürürlükten kalkmadan bu sorulara muhattap birileri mutlaka bulunacaktır.Devrimciler,emperyalizme karşı mücadele ile ezilen halkın haklı taleplerini görmezden gelme tutumunu birbirine karıştırmamalıdır.Evet,Kürtler vardır,ezilmektedirler ve haklı talepleri vardır.Çözüm ise,tekrar söylüyoruz,halkların emekçi kardeşliğine dayanan gönüllü birliği,emperyalizme ve Tür-Kürt burjuvazisine karşı ortak mücadelesidir.Kürtlerin taleplerine sahip çıkarız,gücümüz yettiğince haklı mücadelelerine destek oluruz.Türk milliyetçilerinin saldırıları karşısında Kürtlerle yan yana omuz omuza mücadele edriz.Ve bununla birlikte Kürtleri temsil eden siyasi iradeden de aynı iyi niyet ve duyarlılığı,emperyalizme ve sermaye egemenlerine karşı aynı mücadele karalılığını bekleriz.AB,ABD emperyalist odaklarından ve işbirlikçi Kürt egemenlerinden koparak bölge emekçileriyle bir cephe olmaya çağırırız onları;mesela,Herald Tribune’lere ‘Bir al atıverin de şu TC Kürtlerin hakkını versin’ içerikli tam sayfa ilanlar vererek emperyalistlerden medet ummak yerine,Nil Demirkazık gibi acayipliklerle anılmak yerine,grevdeki Telekom işçileriyle ortaklaşmalarını bekleriz.Kudurmuş.zincirlerinden boşalmış Türk milliyeçiliğinin saldırılarına karşı Kürtlerin tek yasal  ve meşru temsilcisi DTP’nin yanında saf tutar,kapatılmasına karşı yapabileceğimiz her şeyi yaparız ve fakat DTP den de Kürtlerin talepleri yanında emekçi sınıfların çıkar ve taleplerinide dillendirmelerini,emekçilere karşı girişilen saldırıların karşısında bizimle birlikte saf tutmalarını bekleriz.

Kürtleri Biz Seviyoruz!

      Bizler,Türkiyeli devrimciler özellikle de böylesi bir dönemde ulusal kurtuluş mücadelesinin,sınıf mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceğini biliyoruz. Emperyalizme ve sermaye egemenliğine karşı mücadele Kürt halkının özgürlüğünün de önünü açacak yegane yoldur. ABD, kendisiyle işbirliğine giren Kürt liderleri işine yaradığı sürece pışpışlayıp kullanacak artık ihtiyacı kalmadığı zaman da buruşturup atacaktır; tarih, bunun örnekleriyle dolu.

         Bir tek biz seviyoruz Kürtleri, bir tek biz yani devrimci Marksistler hiçbir sinsi plan, hesap yapmaksızın Kürtlerin haklarını savunuyor, emekçi halkların barış ve kardeşliğini haykırıyoruz usanmaksızın.

          Kürt siyasi iradesi, ABD’nin demokrasi ve özgürlük getiren bir melek olduğuna inanacak kadar saf değilse eğer, bu sese yanıt vermelidir. Akan kanın durması, onurlu ve adil bir barışın sağlanması, emperyalizmin bölgeden kovulması ve halkların tekrardan kardeşleşmesi buna bağlıdır.

             Söz sırası Kürt devrimcilerdedir şimdi........

 

 ***

 

Gönderen:HAZAL BÜYÜKGÜL

          ‘ RED’ dergisinden alınmıştır.