BU MUDUR?

İtiraf ediyorum ben de onlardanım. Onlardan dediysem Kemalist -Ulusalcılardan yani. Odamda ve cüzdanımda Mustafa Kemal’in resmini taşırdım. O bizi tarihte eşi benzeri olmuyan bir galibiyetin mümessili yapmıştır. 7 düvelle tek başına savaşıp ulusu kurtarmış düşmanı denize dökmüştü. Bununla da yetinmeyip Türküye’yi Orta Çağ karanlığından çekip kurtarmıştır. Ondan büyük biri olamazdı, beklenen Mesihti bunu kabul etmeyen haindi. Ama o zamanlar çocuktuk tabi ki (Oysa bugün 84 yaşında kendi gazetesini bombalayan aydınlarımız var).Bu yönden yetiştirildik, buna inandırıldık. Gerçekler bizden saklandı.

Bize Ulus olmanın önemi şöyle anlatılmıştı. Birlikte kalkınıp, çalışıp güçlenenbilmek için tek, tek kültür, tek bayrak, tek yürek olmanın önemi falan filan. Totalirarizm yani, farklılıkların red edilmesi, herkesin tek tipleştirilmesi. İnsan makinanın parçaları gibi bir rol biçmek. Bireyi reddetmek. Herkesin bir potada erimesi. Kendi varlığını toplum varlığına feda etmek. Varlığım varlığına armağan olsun. Halen de öğretilen de budur bizde. Birlik beraberlik güzeldir de, zorla güzellik olmaz. Bu zorlamanın bize ilerde nelere mal olduğunu ilerde anlıyacaktım. Biz hep haklı olduğumuzu öğrendik. Hep doğru olan adaletli olan bizdik. Onlar hep haindi, bizi hep arkadan vurmuşlardı. Tabi çocukken nasıl kusursuz bir millet olunabileceğini sorgulamak insanın aklına gelmiyor. Gerçeğin nasıl manüple edilebileceğini, gerçegin tam tersinin nasıl insanların beyni yıkanarak kabul ettirilebileceğini nasıl bilebilirdik? Oyuna gelmiştik.

Derken bize hiç ögretilmiyen Hak kavramıyla tanıştık. Hak yani kelime manasıyla mutlak gerçek. Hakikat. Öyle güçlü bir duygudur ki kendi aleyhine olacak olsa bile gerçeği söylüyebilmeni sağlar. Bir kere bu duygu içine yerleşti mi artık asla eskisi gibi olamazsın. Hak,içinde geçtiklerini bir derenin yatağını düzelttiği gibi düzeltir. Bütün pisliklerden arındırır, gerçek seni özgür bırakır, bin ton yükten kurtarırı. Sen gerçeği susturamzsın, o senin vicdanındır, her zaman oradadır, seni gerçek kılan şeydir, o sende akmazsa yine akacak bir yol bulur ama sen kaybedersin! 'Yalan' olursun.

Gözlerimize inen perde kalktığında biz gördük. Aslında ne kadar da kördük? Halbuki gerçek ne kadar basit ve açıktır? Ama şu korkularımız, şu egomuz yok mu insanın ruhunu hasta eden. Ne kadar yalan bir Dünyada yaşıyoruz, nasıl kandırılıyoruz, nasıl köle haline getiriliyoruz. Korkumuz üzerinde besleniyorlar, bizi korkuyla yönetiyorlar, aklımıza hükmediyorlar. Çünkü biz ölümlü zavallı insanlarız. İsanın havarisi Petrus'a 'sen de onunla beraberdin, seni tanıyorum' dediklerinde 3 kere kendini inkar etmesi gibi kendimizi inkar ediyoruz. Çünkü haksız olan zalim olur ve öldürmekte sakınca görmez.' Bu dünyada ölüm varsa zulüm var' demişler. Ve evet bu dünya zalimlerin dünyasıdır

İçsel boyutta, hayati boyutta gördüklerimizi bu ülke içinde gördük kaçınılmaz olarak. Gerçek bizim başkalarının gözünden de bakmamızı sağladı. Ezilenlerin, yok edilenlerin çığlıklarını duyduk. Bu topraklarda her dağ taş bunları bas bas bagırmasına rağmen biz sağır olmuştuk kardeşim. Bu ülkede bir soy kırım olmuş milyonlarca insanın kökü kazınmış, biz nasıl bu durumdan kendimizi haklı çıkarmayı başardık şaşırdık kaldık. Böyle bir illuzyon başarısını değme sihirbaz gösteremezdi. Biz bir İmparatorluktuk, hakimiyetimiz altında onlarca ulus ve ülke vardı. Buna rağmen kendimizi nasıl mazlum bir ülke gibi gösterebildik hayret ettik. Bu imparatorluğun emperyalist subayı nasıl kendini anti-emperyalist olarak yutturdu ama biz yuttuk. Sadece dilini kültürünü yaşamak istiyen onbinlerce Kürdün kanına giren bu zalimi bu katili nasıl göremedik biz? Bu kadar mı insanlığımızı yok ettiler bizim? Gerçek işte bu kadar basittir.

Ama mesele bu kadar basit değildi dostlar. Çünkü her şey tarihten yana çelişkiler içinde süregeliyor. Bir yanlışlık diğer yanlışı doğuruyor. Tüm kutsal kitapları okumuştum ve Hakkaniyet duygusunun esasını Kurandan ögrenmiştim. Hak Allahın sıfatıydı, bütün zamanları kapsıyan'Mutlak gerçek'ti ve biz bu yanılsama dolu eğreti Dünyayı terk ettiğimizde Hakka yürüyecekti, o zaman ' Gerçek'le vuslata erecektik. Bilgelik dolu bir kelamla karşılaşmıştım. Ama gine olmuyordu. Bu duygu ile insanın çelişkiyi görmemesi imkansızdı. Ve ben yine görüyordum yine soruyordum.

Kur'an tutarlı başlayıp çelişkilerle bitmişti. Bunu bir işletim sistemi gibi kendine uyguladığında çelişkiyi yaşıyabiliyordun. Bu seni içten içe kemiriyordu. Seni tam orada ikiye bölüyordu. Peki Hak kendini yalanlıyabilir miydi? Hak kendisiyle çelişebilir miydi? Hakkı esas alarak Hakkı sorguluyabilir misiniz? Ama bu gerçeklik duygusunu içimize yerleştiren de kendisi. Bunu susturabilir misiniz? Yoksa yine korkup yalan söylemeye devam mı edecektik hocam? Yine köle mi olacaktık? Ölümle, otoriteyle korkutulan biz zavallı köleler şimdi de Allah'la cehennemle şeytanla mı korkutuluyorduk? Neden bu kadar zavallıydık? Ölümden korkmadan sonuna kadar gittin ama bunu cennet vaadi için mi yaptın? Bunu Allah korkusundan mı yaptın? Ne büyük bir ikiyüzlülük? Hayır arkadaşım bunu kendin için yaptın, bunu var olabilmek için yaptın, bunu kendine duyduğun saygıdan dolayı yaptın. Çünkü sen de gerçeksin. Ölümden korkmadıysan, cehennemden de korkma! Bu ikiyüzlülüğü bu yalakalığı dindir. Çünkü gerçek yanmaz. Korkma sadece korkma, ateşe yürü, o seni yakmaz,İbrahimi yakmadığı gibi. O ateş gerçeğin ateşi, Zerdüştün ateşi, o ateş sönmez. Sordum ben kardeşim şu ölümlü halimle sorma cürretinde bulundum. 

"Dinde zorlama yoktur. Doğru yol, sapıklıktan, hak batıldan ayrılıp belli olmuştur. Artik kim tagutu reddedip Allah’a iman ederse işte o kopması mümkün olmuyan en saglam tutamağa yapışmıştır. Allah her şeyi işitir, bilir" (Bakara)

Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde, Allaha da , ahiret gününe de iman etmeyen, Allah’ın ve Resülünün haram kıldığını haram tanımıyan, hak dinini din olarak benimsemiyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itiatle, cizye verinceye kadar savaşın". (Tevbe 29)

Nasıl oluyordu bu? Dinde zorlama yoktur. Ama hak dinini din olarak benimsemayenlerle savaşın. Onlar Hak dinin benimsese zaten Müslüman olmazlar mıydı? Osmanlı da aynen böyle yapmamış mıydı? Ya bana cizye ver ya da öl. Bir din böyle yayılabilir miydi, barış böyle gelebilir miydi? Bu nasıl bir çelişkiydi?

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi dünyalar üstün kıldığımı hatırlayın."Bakara ayet 47, 122 Diyanet çevirisi). "And olsun, biz İsrailoğoullarına Kitap, hüküm ve Peygamberlik verdik onları temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdık ve onları alemlere üstün kıldık." ( 45,/16)

Tanrı seçilmiş İsrailoğullarına Kutsal Kitapta yazıldığı gibi mealen" Vaadettiğim kutsal topraklara yürüyün bu topraklar sonsuza kadar sizlerindir, oradaki Kenanalilari oradan çıkarın" demiş miydi? Bu Kenanalılar çok kanlı bir şekilde o topraklardan çıkararılmış mıydı? Musa tarihte az görülen bir vahşete imza atmış eşiktekini beşiktekini ayırmamış mıydı? Aynı Tanrı daha sonra Müslümanları seçip mealen " dünya hak dini kabul edene kadar onlarla savaşın" dememiş miydi? Hakkı Tanrı veriyordu. Birini seçip diğerinin üzerine hak veriyordu. Önce seçtiğini bir sebebten lanetliyebiliyordu. Bir Halk toptan lanetlenebilir miydi? İsa’yı kabul etmedikleri için bu hak artık onlardan çıkmış mıydi ? Artık " yeni hak" müslümanların mıydı, yani kutsal topraklar ve Kudüsün yeni sahipleri onlar mıydı?

Osmanlıda kendinde bu hakkı görüp tüm dünyayı İslam yapma misyonuyla dünyayı fethetmeye kalkmamış mıydı ? Bütün dünyayı yönetme, aleme nizam verme hakkını kendinde böyle görmemiş miydi? Peki bir Hıristiyanın Müslüman olabilmesi kolay bir şey miydi? Onlar İsa’nın çarmıh üzerinde öldüğünü ınanırken, Tanrı onun yerine başkasının asıldığını ama insanların gözüne başka gösterildiğini söylüyordu. Tanrı insanlık tarihinde kırılmaya sebep olacak böyle bir tiyatro oynatır mıydı, gerçeğin tarih boyunca farklı algılanmasına sebebiyet verecek bir şeye göz yumar mıydı? Yani " ilahi bir yalan" söyler miydi? Bu hak mıydı?

Peki tüm ögretisi boyunca barış mesajları veren İsa" savaşmayın, Tanrının krallığı bu dünyada değildir, bu dünyayı şeytan yönetiyor, öbür yanağı çevirin, kötülüğe direnmeyin yani mealen şiddet şiddet doğurur" derken, İslam Tanrı’nın krallığının bu dünyada kurulabileceğini ve tüm dünya İslam olana kadar savaşmamızı mı söylüyordu? Acaba doğrusu bu muydu? Bu bir geriye gidiş miydi, yoksa fikir degiştirme miydi?

Peki Hz. Muhammed’in kendisi aleyhine şiirler yazan şairleri öldürttüğü doğru muydu? Bu zamanımızdaki fanatikliğe tahammülsüzlüğe yol açıyor muydu? İnsan öldürmek gerçekten bir sorun değil miydi?Sonuç da mal da mülk de Allahındır ve o emrediyorsa öldürürsün. Ben-i Kureyza kabilesi kılıçtan geçirilmiş miydi? 400 erkeğin başını bizzat Hz. Ali kesmiş miydi? Kadınları ve çocukları götürülmüş müydü, Hz. Muhammed liderlerinin karısını kendisine almış mıydı? Tüm haklar onundu. Peki hak bu muydu? İnsan hakları, adalet ve barışı savunurken bunları savunabilecek miydik? Gerçek bir kere insanın içine girdi mi soruların arkası gelmiyordu. Çelişkilerin içinden çıkamıyordum. Ama bildiğim bir şey vardı, sevgi ve barış böyle gelmezdi.

Bu ne yaman çelişkiydi anne? Hakkın emriyle başkalarının hakkını yiyebiliyor muydun? Onlar üzerinden her türlü hakkın olabiliyor muydu? Savaşlar ve ölümler dünya barışını nasıl saglıyabilir,nefreti nasıl durdurabilirdi? İslam barış demem değil miydi? Tanrı tarafından kendilerine hak verildiğine inanan bu halkların savaşı sonsuza kadar sürmez miydi? Bu dışarıdan gerçekliğimize müdahale değilmiydi? Fizikten biliyorum ki kapalı bir sisteme dışardan müdahale dengeyi bozardı. Bu dengeyi bozan bir unsur değil miydi? Bu kayırma değil miydi? Hak verilip alınabilen bir şeymiydi, yoksa mutlak bir şey miydi? İyi de Allah'tan başka sığınacak kimimiz vardı, ya emire uyup bu deveyi sürecektik ya da bu diyardan gidecektik, ama diyorum ya olmuyordu. Sanki bir cehennem olarak diyazn edilmişti bu dünya, insanoğlu da hatalı imalat. Bazen uzaylıların bizimle oyun oynadıklarını ve yukardan da çok güldüklerini düşünmeden edemiyorum.

Olayları bizi getirdigi yere bakın.Bugün hiç bitmiyen Ortadoğu sorunu. Irak'ta sorun, Lübnan'da sorun, Hindistan'da sorun, Pakistan'da, Afganistan'da sorun, sonsuza kadar sürecek Arap- İsrail ihtilafı. Balkanlarda sorun Kafkasya'da sorun. Bitmek tükenmek bilmeyen Hiristiyan-Müslüman savaşları. Türklerin olduğu her yerde sorun. Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu. Sahi dinler insanlığın huzuru ve barışı için göderilmemişler miydi? İnsan bazen düşünmeden edemiyor, geçmişte barbar uluslar olan kan dükücüleriyle ünlü İsveç, Norveç gibi ülkeler nasıl böyle medeni olabiliyor, hakka bu kadar riayet edebiliyorlardı ?

Arap işgalleri sonucunda kadınları ve çocuklar köle olarak götürülen Ermeni milletinin İslam’dan nefret etmesinden doğal ne olabilir? Osmanlı kendinden dünyayı yönetme hakkı bularak fetih hareketine girer. Hiristiyan halklarını zimmetine geçirir. Bu halklara 'zimmi' denilir, cizye verirler.' Milleti-Hakime' İslamlardı. Yıllar sonra kaçınılmaz olarak hakları için mücadele etmeye karar verirler. Hak sahibi olduklarına inanan müslüman Abdülhamid tarafından kanlı kanlı kıyıama uğrarlar. Hürriyet-adalet- eşitlik şiarıyla İttihat ve Terakkiye umut bağlarlar. Ama yine kedini herşeyin üzerinde hak sahibi gören ittihatçılar tarafından soykırımına uğraralar. (Bu öyle kalıcı bir şeydir ki bugün dinle alakası olmuyan Türkler bile Osmanlının en azından kutsal bir emre göre her şeyde hak iddia ettiğini göz ardı etmekte ve hala 'Kıbrıs Türktür, Kerkük Türktür, Balkanlar Türktür' gibi söylemlerde bulunabilmekte ve Adriyatikten Çin seddine hak iddia edebilmektedirler)

2007 yılında bunu dile getirmeye çalışan bir Ermeni aydını yine bu herieyde hak iddia edenler tarafında öldürülür. Çünkü o gavurdur, hak sahibi değildir ve küfür etmiştir. Küfür edenlerin öldürülmesi haktır. 1915’te bu cehalet içindeki Kürtler yayınlanan onca fetvayla Ermenilerin kanının ve canının onlara helal olduğuna inandırılmamışlar mıdır? Ve daha sonraki yıllarda önce Kahramanmaraş’ta insanların kafalarını kestikleri ya da Sivas’ta 'Allahsızları' yaktıkları gibi. Çünkü onlar küfür edıyorlar, onları öldürmek haktır. Yıllar önce üzerinde Allah dövmesi olan marjinal barmen Oguy Atakın ' Allahçı-Türkçü' mafya babası olan Sedat Peker tarafından öldürülmesini hiç unutmuyorum. Ben bunlara artık 'Allahçı' diyorum dostlar.'Allah yalakası' diyorum ve biliyorum ki, ne kadar Allah yalakası olursanız insanlardan o kadar nefret ediyorsanız ve o kadar ikiyüzlü oluyorsunz. Tercübeyle sabittir. Eğer Sedat Peker veya Veli Küçük gibi kan içiciler cennete gidecekse kalsın, cehennnem daha iyidir.

Her şey ne kadar da birbiriyle bağlantılı görebiliyor musunuz? Nerden nereye. Ama kaynağını kutsaldan alan , değiştirilmesi mümkün olmuyan bir şeyin yaptığı hatalar silsilesi ebediyete kadar devam edecektir dostlar. Değiştitilmemiş mutlak Tanrı sözüne kim karşı koyabilir ? Ve değiştirilmeyecektir de eğer gökten yeni bir kitap gönderilmezse. Gördüğünüz gibi kendisine Tanrı tarafından hak verildiğine inananlar en kanlı cinayetleri işliyebilmektedir. Aynı İsrailin de yaptığı , evanjelist Neo-conların da yaptığı gibi.

Peki soruyorum; bu mudur? Buradan soruyorum hak bu mudur, gerçek bu mudur? DoĞru sözlüyseniz söyleyin, kendini hakka vakfetmiş o kadar din alimisiniz, buna cevap verebilecek misiniz? Gerçek tutkunuz ne kadar? Yoksa sadece bir yere kadar mı? Bir noktadan sonra kör mü oluyorsunuz? Yaşanan bunca acı, kan keder gözyaşını açıklayın. Dünyaya vaat ettiğiniz barış bu mudur? İnsanları bölen, birbirine karşı kırdırttırtan kimdir? İnsanlık üzerinden oyun oynuyan kimdir? Herhalde Tanrı değildir. O zaman kutsal metinlerinizi bir daha gözden geçirin ve bir an için zavallı varlığınızı kurtarma derdinizi bir yana bırakıp doğru sözlü olup gerçeği haykırın. İşte hak budur. Ben bunları şiddetli bir biçimde içimde yaşadım, acısıyla kıvrandım, düşünce dehlizlerinde deliliğin sınırlarında dolaştım ve fanatik insanlar gibi inandığım bir dönem de olmuştur. Evet, itiraf ediyorum, ama vicdanımın sesine kulak verdim. O yüzden kimse üstüne alınmasın, her cephede bulundum ama savaşmadım çünkü emin olamadım, çünkü hakla yalan öylesine ,iç içe geçmiş ki. Ben sadece hakkımı istiyorum, geçeği istiyorum ve tüm dünya hak ediyor. Kandırılmaktan ve köle olmaktan bıktık, özgürlük istiyoruz.

İnsanlık olarak barış istiyoruz ve bunu hakediyoruz.

Biz sadece insan haklarımızı istiyoruz, adalet istiyoruz seçilmiş olmaya ihtiyacımız yok.

Artık bir şeyler söyleme zamanı gelmedi mi?

Sevgi ve Barış ile

Tolga Eren

***

(Gönderen: G. Arslan)