| |
|
 |
|
"15 yıl öncesine, o kanlı boğuşmaya geri döndüğümüz endişesini haklı
olarak hepimiz taşıyoruz". |
Terörün amacı
Siyasal şiddet yöntemi ile siyasal görüntülü terör eylemi
arasındaki sınırın çok ince olduğunu, tutarlı bir demokrat duruş terk
edildiğinde, herkesin terörünün farklı olacağını biliyoruz
AHMET İNSEL
Adolf Hitler, Kavgam adlı kitabında, "Aklı kolayca yenmenin yegane yolu, güç
ve terördür" der. Hitler'in bu önerisini nasıl hayata geçirdiğini, güç,
terör ve abartılı yalan yoluyla, Almanya'yı ve dünyayı nasıl kan ve dehşete
sürüklediğini biliyoruz. Bugün Türkiye toplumunu bekleyen en büyük yakın
tehlike, güç ve terör yöntemlerine teslim olup aklını yitirmesidir. Laiklik,
türban, zorunlu din dersi, mahalle baskısı, polis devletine dönüş, kamu
mülkünün yağmalanması ve benzeri günlük endişelerimizi kat be kat aşan,
yakın ve büyük tehlike budur.
Sorunun geldiği noktadaki karmaşıklık dikkate alındığında, bu durumun ilk
sorumlusu kimdir sorusunu sormak, tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan
çıktı sorusunu sormakla eşanlamlıdır. Sanırım hukuk devleti ve parlamenter
demokrasi koşullarında, bu soruya bugün verilebilecek bir tek yanıt vardır.
O yanıtı, Diyarbakır Barosu, Diyarbakır Tabipler Odası ve Diyarbakır
Sanayiciler ve İşadamları Derneği Başkanları tüm açıklığıyla dile
getiriyorlar. Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, "silahlı şiddetin, sorunların
çözümünden yöntem olarak çıkarılması gerektiğini" ısrarla vurguluyor ve
çözümün olmazsa olmaz ilk adımının "demokratik yöntemin sorunların çözümünde
öne çıkması olduğunu", bunun için "örgütün kendi kararıyla silahlı şiddeti
sonlandırıcı tedbirleri alması, silahlı şiddeti yöntem olarak devreden
çıkarması" gerektiğini, daha önce birçok kez ifade ettiği gibi, yeniden ve
ısrarla söylüyor. Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Raif Türk'ün
söyledikleri ise, demokrasi lafını ağzından düşürmemekle beraber demokrasiyi
sadece kendi antidemokrat emelleri için bir araç olarak gören çevrelere
verilmiş sade bir yanıt: "Demokratik talepler için adam öldürüldüğü,
dünyanın hiçbir yerinde hele hele çağımızda görülmemiştir. Hem demokratik
talepler diyeceksiniz hem de asker öldüreceksiniz. Bu izah edilecek bir şey
değildir. Demokrasi isteyenler önce kendileri demokrat olmalıdır".
Burada hemen bir düzeltme yapalım. Demokrat olmayanların da demokrasi isteme
hakları vardır ama bunun oportünizm olduğunu, istedikleri demokrasinin de
demokrasi olmadığını söylemek, bunu teşhir etmek hakkı da vardır. PKK
yaftası altında toplanmış oluşum veya oluşumlar, demokrasiyi ve insan
haklarını sadece oportünist biçimde dile getirip açık biçimde kendi içinde
ve çevresinde şiddeti tahakküm yöntemi olarak kullanıyor ve genel olarak
şiddet kullanımını yüceltiyorlar. PKK, bu anlamda, terör yöntemini de
benimsemiş bir örgüttür. Bu konuda lafı eveleyip gevelemek, terör yönteminin
koşullara göre başvurulabilecek bir yöntem olduğunu kabul etmektir.
Bilinçli şiddetin meşruiyeti
Bugün 15 yıl öncesine, o kanlı boğuşmaya geri döndüğümüz endişesini haklı
olarak hepimiz taşıyoruz. O kanlı dönemin en endişe verici anında, 1992
Haziran ayında, Birikim dergisi "Terörizm ve Şiddet" başlıklı bir dosya
yayımlamıştı (sayı: 38-39). Bu dosyada yer alan bir dizi önemli yerli ve
tercüme yazı arasında, benim de "Bilinçli Şiddetin Meşruiyeti" başlıklı bir
yazım yer almıştı. Bu yazıdan birkaç alıntı yaparak, gereksiz tekrardan
tasarruf etmek istiyorum: "Terör, siyasal şiddetin bir türevidir. Terörizm,
şiddet eyleminin siyasal hedeften özerkleşmesi, kendi başına anlamlı olmaya
başlaması, eylemin toplumsal pratikten giderek uzaklaşması ve hatta adına
davranılan toplumsal hareketle şiddet eyleminin ters düşmesine denk düşer.
Terörizmin söyleminde de şiddet veya zor, toplumsal-siyasal bir hedefe
ulaşmak için bir araç konumundadır. (...) Bir yıldırma hareketi olarak
terörizm, siyasal pratiğin reddi ve terör eylemini sergileyen aktörün
toplumsal harekete ikame olmasıdır. (...) Terör, şiddetin
evrenselleşmesidir. Bilkuvve herkesi, terör eylemine uzaktan sempatiyle
bakanları da kapsayan eğilimsel bir evrenselleşmedir bu".
Terör eyleminin amacı, terör kurbanlarının rastlantısal olarak
evrenselleşmesi yöntemiyle hedef kitleleri yıldırmaktır. "Ne olacaksa olsun,
bitsin bu iş!" dedirtmektir. Bu, ilk elde terör yöntemini kurgulayanların
üzerine daha fazla gidilmesine yol açacak olsa da, özellikle dini ve etnik
temalı şiddet eylemlerinde, gruplar arasındaki uçurumun da açılmasına neden
olur. Etnik veya dini kimliğe önem atfedenlerin, terör eylemini hayata
geçirenlerin o "biz"in içinde yer aldığını dikkate alması refleksini
tetiklemeyi amaçlar. Sonuçta, "onlar da çocuklarımız" sözünü söylemek
zorunda bırakır. Bırakır, çünkü bu sözü söyleyen de kimlik bunalımı
içindedir. Yurttaş aklı ile etnik aklının emrettikleri arasında gerilimi
yaşar ve bu gerilim de demokratik bilincini yaralar. "Ona terör eylemi
dersek, biz de sizleşiriz" diyebilir. Çünkü şiddeti sahneye koyan güçler,
topluluğun "biz" ve "siz" olarak bu konuda ayrılmasını arzuluyor. Bu
arzularında başarısız olduklarını söyleyemeyiz.
Herkesin terörü
Siyasal şiddet yöntemi ile siyasal görüntülü terör eylemi arasındaki sınırın
çok ince olduğunu, tutarlı bir demokrat duruş terk edildiğinde, herkesin
terörünün farklı olacağını da biliyoruz. PKK ile yakın ilişkileri olan Fırat
Haber Ajansı, geçtiğimiz perşembe günü şu başlıkla bir haber yayınladı:
"Celal Talabani'nin Pasdaran sevgisi!".
Haberde, Talabani'nin, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü'nü
terör örgütleri listesine alan Amerikan yönetimine tepki göstererek, "Devrim
Muhafızları Ordusu İran'ın en büyük askeri gücüdür, terörist örgüt olarak
nitelendirilemez" demesi, ironik bir dille aktarılıyor. Haber, "polis,
istihbarat, yargı, medya, kilit önemdeki savunma sanayi, nükleer tesisler ve
boru hatlarının işletmesini elinde tutan Devrim Muhafizları, aynı zamanda
Doğu Kürdistan'da çok sayıda cinayet ve katliamın da sorumlusudur"
cümlesiyle bitiyor. Görülen o ki, haberi kaleme alanlar, İran Devrim
Muhafızları'nı küresel terör örgütü listesine alan ABD kararına Talabani'nin
karşı çıkmasından rahatsız olmuşlar. PKK'nın İran'daki kardeş örgütü PJAK'ın
aylardan beri çok kanlı biçimde çatıştığı Devrim Muhafızları'nın ABD
tarafından terörist ilan edilmesi PKK çevresini epey bir sevindirmiş,
Talabani'nin tavrı ise kızdırmış.
Devrim Muhafızları veya ona bağlı Kudüs Gücü'nün ABD tarafından küresel
terör örgütü ilan edilmesini alkışlayanlar, PKK'nın terör örgütü olarak
nitelenmesine "faşizm", "bağnaz milliyetçilik", "TC'ye teslimiyet", vb.
sözlerle yanıt veriyorlar. Hatta belki "küresel emperyalizmin yardakçılığı"
olarak da tanımlıyorlardır. Bütün dünyaya sadece ve sadece kendisi merkezli
bakmak işte böyle bir şeydir.
***
Hitler'in sözünü, Hitler'in kendi toplumuna ve insanlığa yaşattığı kanlı
macera ışığında sanırım şöyle tamamlamak gerekir: Aklı yenmek için önce
kendi aklını yenmek gerekir. Terör yöntemi, o yönteme başvuranların da
insana özgü olan akıllarının devredışı kaldığı noktada harekete geçer.
***
14 Ekim RADİKAL (PazarEki) |
|