Allah’ın Fırat’taki Yüzü

 Berhim

 Berhim anasına baktı.

„Ana, babam günlerce ter içinde kalıp taştan yada agaçtan heykeller yapıyor. O tanrı heykelleri ya gördügümüz şu taşlar yada ceviz, dut, gürgen ve diger agaç köklerinden yapıyor.  Öyle degil mi ?“

Annesi başını salladı.

‘Tanrı olarak sayılan bu heykeller bu gördügümüz agaçlardır. Madem bunlar tanrıdır, o zaman neden onların kökü olan taşlara ve agaçlara tapmıyoruz? Ben bunları babama sordugumda kızıyor.”

Sane  elleriyle yüzünü kapattı. Oğlundan duydugu bu sözler üzerine donakaldı.

Berhim oglum, sen günaha giriyorsun. Bu sözlerini duyarlarsa seni parça parça ederler. Hepimizi öldürler. sen nasıl tanrılarımıza karşı böyle konuşursun?” dedi.

“Hayır anne ben tanrılara karşı gelmiyorum. Ben sadece ögrenmek istiyorum.”

“Sen aklını oynatmışsın oglum.”

Berhimìn içine ateş düşmüştü  bir kere. Söndürmek için ugraşanların suyu yoktu.

 

                               *****

 

Güneş tanrısı, ay tanrısı, yıldızlar tanrısı, yeraltı tanrısı, su tanrısı, rüzgar tanrısı, yagmur tanrısı, tanrısı tanrısı, tanrısı… Isimleri birbirine karişmıştı. Bu kadar tanrıya ragmen Berhim kendini tanrısız ve  ve yanlız hissediyordu.

Kiler içinde aclıktan ölen tavşan gibiydi

Berhim bir  süre ay ile güneş arasında gidip geldi.Ayın tanrı olabilecegine kannat getidi ilkin. Aradan güneşin aydan daha etkili oldugu kanısına varınca bu kez güneşi tanrı belledi. Ama güneşte ancak günün belli bir kısmında vardı. Oysa tanrı dedigin hep olması gerekendi Berhime göre.Gece .gündüz,yaz,kış,bahar, sonbahar, her zaman, her yerde herkes için... bu fikirler onun tanrıdan tanrıya gecmesine yol acıyordu..

Berhim zaman ilerledikçe kendini  daha fazla sorguluyor tartışmaları artırıyordu. Bazen etrafındakilerle tartışıyor ancak istedigi sonucu alamıyordu. Birkaç sefer kavga etmek zorunda kalmıştı. Berhimin agzi ile etrafının kulagı ayrı ayrı mecralardaydı. Son dönemlerde  ay, yıldız, güneş, tüm bunlara ibadet etmekten vazgeçmişti. O, yeni ve sonsuz olan birsey arıyordu.

Bir gece Berhim kafa agrılarıyla uyandı, Evin eşiginden çıkıp evlerinin arkasındaki tepeye dogru yürümmeye başladı. Sanki kendi iradesi dışında bir kuvvet tarafından yürütüldügünü hissediyordu. Köyün dışına çıktıgında kafa  agrıları artmış başı patlayacak gibi olmustu. Vücüdunun tümü kasılmaya  başladı. Sanki birşeylerin dışarıya çıkmaya çalıştıgını hissediyordu. Elleriyle kafasını tuttu. Kafası zonkluyordu, Göge baktı gökte yıldızlar ve ay vardı. Birden gökyüzündeki ışık hüzmesi kendine dogru geldigini farketti. Bulundugu yer aydınlanmıştı. Berhimin agrıları zirvesindeydi. Inliyordu. Birden “Xude” dedi.

Kasılmış vucudu yavaş yavaş gevşemeye başlamış, titremeside durmustu. Kafsındaki agrılar azaldıkça susadıgınıda hissediyordu. Hatta bütün fıratı içecek kadar susamıştı. Elleriyle anlındaki teri  sildi. Dönüp Ruha`ya baktı.

“Buldum” diye haykırdı.

Ayaga kalktı evin yolunu tuttu. Yataga uzanır uzanmaz bin yıldır uykusuz kalmış gibi bir kaç saniye içinde uykuya daldı.

Uykusunda rüya gördü. Rüyada kanatlı bir kac insanın kendisine tanrısıyla ilgili bir şeyler söyledigini gördü.

“Ben Cebrailim” dedi kanatli insanlardan birisi.  “Seni kutsamaya geldik. Sana yerlerin ve göklerin tek ve sonsuz tanrısının buyrugunu iletmege geldik. Berhim! Seni allah adına Nemır ve kavimini yola getirmen için görevlendirdik. Allah seni şerefli kulu ve temsilcisi belledi“ Berhim soru sormak istiyor, ancak dili onu dinlemiyordu! Biz gidiyoruz Berhim!“ dedi Cebrail. „Her dara düştügünde ellerini göge kaldır ve Xudeden yardım iste. O hep seninle olacaktır“ dedi.

                             ******

 Behim sakin bir şekilde.

„Baba ne diyorsam kızıyor öfkeleniyorsun. Senin tanrıların çok, senin gücün çok, niye onlardan yardım isteyip beni ikna etmiyorsun. Mesele neden tanrıların dilimi baglamıyor şimdi?`Madem ben  onlara karşı geliyorum, neden beni cezalandırmıyorlar? Sen mi büyüksün tanrıların mı ? Bak beni susturan tanrıların degil sensin. Beni susturmaya tanrıların gücü yetmiyor, senin gücün yetiyor. Nasil ki tanrıları sen yapıyor, benide  sen susturuyorsun.“

Azer ne diyecegini şaşırmıştı,

„Berhim..Berhim.. sen lahanetlisin“

„Beni dinlemiyorsun baba.Hani o tanrıların büyük sevgisi?`

Hani o göksel sabırları! Hani o yenilmezlikleri” dedikten sonra rastgele tanrı heykellerini alıp yere vurdu.

Azer öfkenin son sınırındaydı. Gözlerinde yaşlar akıyordu. Küçük çocuga gücü yetmiyordu. onu ikna edebilecek seyler söyleyemiyordu. Büyük bir dinginlikle egilip  tanrı heykellerini kaldırdı. Kızarak, öfkelenerek  bir sonuca ulaşamayacagıni biliyordu. Berhim çok inatçıydı onunla konuşarak uzlaşabilir veya ikna edebilirdi.

“Peki sen neye inanırsın? Senin tanrın nedir? Kimlerdir?“

Berhim gülümseyerek.

„Benim tanrım yerde, gökte,  her yerde olandır. Benim tanrim sadece gecenin degil gündüzünde tanrısıdır. Sadece baharın degil, yazın degil kışında  tanrısıdır. Kapalı ve açık günlerin tanrısıdır. Suların, kumların, dagların, ormanların, hayvanların, ve bütün insanların tanrısıdır..“

„Göster o zaman!“

„Benim tanrım görünmeyendir baba.“

„Ha..haa haa! Tanrıya bak! Madem bu kadar büyüktür ve her yerdedir, o zaman niye kimseye görünmüyor!“

„Baba, ruh nasıl varsa ve her seyi biliyorsa, elle tutulup gözle görülmüyorsa, benim tanrım olan Xude de öyledir“

Azer bu cevaba şaşırıp kalmıştı.

„Benim Xude her seye hükmeder ve tektir. Bütün gördüklerin allahındır.

                           **********

Berhim bir tören  zamanında  Nemırin  tapınagındaki bütün putları kırmıs ve paltasını  büyük putun boynuna asmıştı.

Berhim yaptıgı bu eylemde sonra o kadar  rahatlamış ve hafiflemişti ki, kendisini  uçacakmış gibi hissediyordu. Yüzü beyazlamış, ışık saçıyordu adete. Berhim bir süre  daha manzarayı seyredip allah üzerine  düşünmeye  devam etti. Ardında ibadetin yapıp suyun kenarında uykuya daldı.

„ Berhim, Berhim, benim sevgili dostum! Benim yeryüzündeki kudretim, yeryüzündeki sabrım, yer yüzündeki bereketim, yeryüzündeki dogrum, yeryüzündeki kavimin önderi! Dogru yoldasın! B arışı, dostlugugu, sevgiyi asla elde birakma! Kudretim seninledir. Gücüm seninledir, Sen her zorlugu acılar çekerek aşacak, aydınlıga ulaşacaksın. Her zorlandıgında allahını ara!“

Berhim irkilerek uyandı. Kafası agrıyordu. Az önce duyduklarını anımsadı. Önce hayalmı gercekmı oldugunu ayırt edemedi. Ama mutluydu. Ne biçimde olursa olsun allahı duymak onu mutlu etmişti.

Berhim kendi kendine “ allahım! Beni kaynagından kopup büyük denizleri yaratan sular gibi kendine kavuştur.Beni Dicle gibi, Fırat gibi, Zap gibi aynı suyun denizinde kardeş yap. Benim ve bütün kavimlerin gelecegini aydınlık ve barış eyle. Beni ve bütün kavimimi yeryüzü varoluncaya kadar  şerefli, bahtiyar ve başı dik kıl. Kavimin delilerini islah et, akılılarına sabır ver, zenginlerine merhamet, hastalarına şifa, kalplerine ruh  ver! Allahım tüm kavimleri kardeş ve özgür eyle!“

Duasını bitirdikten sonra atına binip yola koyuldu.

 

                               ******

Nemır yaptıklarından dolayi  Berhimi cezalandırmak için dogdugu yer olan Ruha`ya götürülüyordu.

Bir süre gittikten sonra  bir asker yanasarak

„sana bir soru soracagım“

„Sor“ dedi Berhim.

„Senin kadar yumuşak görünen bir adam nasıl olurda tanrılara karşı bu kadar acımasız olur? Insanlara karşı merhameten bahsediyorsun peki onlara karşı bu kadar acımazsız davrandın?

Berhim soruya sevinmişti.

„Bir anne çocuguna dogruyu nasıl ögretir? Sıcaga ve ateşe karşı onu nasıl egitir? Onun yakıcılıgını göstererek degilmi?”

Asker “evet”anlamında başını sallayınca Berhim devam etti.

“Bende yıllardır  kelam ile anlatmaya çalıştım. Insanları dogru yola getirmek için ugraştım. Ama insanlar bana inanmıyor o cansız putlara tapmaya devam ediyorlardı. Bende anne gibi yaptım. Taştan yapılmış putları tanrı degil, kendini dahi korumayacak cansız varlıklar oldugunu, onları parcalayarak gösterdim. Ben insanları öldürmedim, insanların yanlış ve kötü olan inanclarını yıktım. Kan dökmedim. Tanrı adına kendim için buyruk vermedim. Sadece ve sadece dogru olan yolu anlattım.“

Asker sesiz sedasız oradan uzaklaştı.

                                 ********

Nemır ayaga kalkarak „ateşler yakılsın „dedi. Nemır arkasından  çıkıp ölüm töreninin en iyi görecegi kulesine dogru yol aldı.

Berhim halkın bulundugu yöne dogru bakıp;

„Benim acım sizin agıtınız olacak. Ben ölümümle sizin agıtlı ve acıklı acikli sesinizde yaşamın sonuna kadar varolacagım.” dedi “Benim gibi sesiniz de agıtlı ve acıklı olacak”

Ruha o gün büyük bedua aldı.

Üç gün sonra Berhim in  beyaz elbiseler içinde  Ruha`da gezdigi görüldü. Nemıre haber salındı. Herkes bu haberle sarsıldı. Kimi „yalandır“dedi, kimi“ona benzeyen birisidir“dedi kimi „ demek Berhimìn söyledigi her şey dogrudur“ dedi. Nemir bir daha  Berhimle karşılaşıp ve onunla mücadeleyi göze alamıyordu. Buyruk verdi.

„Berhim benim ve kavimimin topraklarında kalmayacak“

 

                                        *******

 

“Bu sabır ve dirayeti nereden alıyorsun?” diye sordu Lut

“Allaha olan inancımdan” dedi  Berhim. “Benim allahım bana sevgi ile insanlara yaklaşmamı emretti.Insanların şiddete degil hosgörüye merhamete ihtiyacı var. Eger bende küfür eder acı çektirir, zulüm edersem benim tanrımın diger tanrılardan ve benim  de Nemır ve Firavundan ne farkım kalır`”

Lut iman dolu gözlerle  Berhimè baktı

„Peki Berhim bizim Allahımız şidettin hepsinemi karşıdır?„

Aslında hem evet hem hayır. Mesela, çok kötü krallar ve insanlar ne kadar uzun yaşasalar yaşasınlar,  sonunda acı içinde ölüyorlar..Yine bir çok kişi acı çekerek yaşıyor, Deneniyor sınanıyor.. Bu anlamıyla şiddet vardır..Yani yarın biz inancımız için ne kadar  istemesek de , kimi insanların canını acıtabiliriz.. bu acıdan şiddet vardır.. Mesela bizim atamı olan Nuh Peygambere iman getirmeyen kavimin tümünü allah tarafıdan öldürtmüşür.. Melek Azel allahı huzurundan kovulmuşur.. Adem Havva anamı tarafıdan aldatıdığı için allah katında indirilmistir. Bunların tümü şiddet içerir.. Ama tüm bunları yapan allahım bir karıncayı bile rizkini verecek kadar ve şiddet uygulayan krallara karşı insanlara merhamet ve sabir gösterecek kada da şiddet ve acıya karşıdır.. O sevginin allahıdır Iman edene sevgi, akılsız olupta iman etmeyene merhamet, akıllı olupta iman etmeyene ateşten bir tokattır.“

„Senin iman etmeyenler tepkin bundandır demek“

„Dogru. Allahın şiddetiyle sevgisini kendimde dengeliyorum. Biri olmadan digeri zarar verir.“

                                   *******

Düşünceyi yaymak için bir hükümdara ihtiyac vardır,,, bu sebebten mısıra gitti,

bir hükümdarı dinime çekersem onun ülkesinin tümünü dinime çekmiş oluyorum,

bunu nemırda başaramadım firavunda başarabilirim...(Firavun Nemirìn Mısır´daki suretidir)

 Peki sen hangi tanrılara inanırsın? Bizim tanrılarımızı seviyor ve kabul ediyormusun?” diye sordu Firavun.

„Ben sizinle tanrı konuşmak istemiyorum çünkü dostlugumuz bozululacagını zannediyorum.“

„Bir şey olmaz: Zaten bunları tartışmak için seni çagırdım.“

“Madem öyle söyleyeyim. Nasil ki bir çocugun tek anası var ise, dünyanında tek bir tanrısı vardır. Kimi kavimler güneşe tapar, kimi göge, kimi nehre, kimi aya.  Ve her kim neye inanıyorsa onu kendine yaratan olarak kabul ediyor. Size sorarım bunların hangisi tanrıdır? Ben  sevap vereyim , bunların hiçbiri sonsuz ve her şeye hükmeden degildir. Tümü allahımın yaratıgı şeylerdir. Onun için en büyük ve tek olan odur”

Firavun;

“Madem senin tanrıların bu kadar güçlü, o zaman hepimizi kendine inanır biçimde yaratsıın! Kendini bize göstersin!.”

Berhim inancının en zayıf noktasini farketmişti. her tartışmanın sonunda bu soruyla karşılaşıyordu.

“Tanrım büyük bir hosgörüye sahiptir ve insanları akılları ve kalpleriyle  muhasebe edip gercegi görmeye devam eder. Kendisini gösterme geregi duymaz. Kanıtlama zaafın sonucudur. Insanları bu dünyada sebest birakır, diger dünyada yargılar. Siz hükümdarlar ise, tanrı kadar geniş ve güçlü degilsiniz. Insanlar eşit yaratılmıştır. yaratılırken, soylu , büyük, küçük, kadın erkek, siyah, beyaz, diye ayrıştırılmamıştır. Benim inancımda hiç bir  insan digerinden üstün dergildir. Herkese akıl ve yürek vermiştir. Kimisi aklını, kimisi yüreginin esiri olur; ikisinden bagini koparan yoldan çıkar.”

„ o zaman benim şimdi elde ettiklerim senin allahının bana verdiklerimi oluyor ve ben iyi insan oldugum içinmi bana bunları verdi?“

„Hayır sen bunları baskı ve korkuyla elde ettin. Sen bunları elde ederken yürek ile akıl arasındaki bagı kopardın. Seninle aynı yetenekte olan insanlar var. Onların senin gibi öne çıkma fırsatı olmadı. Sayet olsa idi senin gibi güclü olanlarıda görürdün“.

Ve  Berhim firavunu ikna edemedi onu ve misirdan kovuldu.....

 

                              **********

Berhim Alinin gözlerinin içine bakıp büyük bir sevgiyle süzdükten sonra:

„Bu iyilikler allah katında büyük degere layıktır“

Dogru olan allahın yoludur dedi Ali.

“Evet dogru  ve tek yol, allahın yoludur.”

“o halde dogru yolda yürüyen allaha yakın olur”

“Evet dogru yolda engellsiz ve düz degildir. Acılı meşakkatli ve bin bir engel doludur. Dogruyu bulmak yetmez dogruda yurumekte yetmez. Engelleri aşmak gerekir.“

„ Sevgili Berhim. Doğru nerede başlar?  

 „Önce kendinde. Insan önce dogruyu kendinde bulur. 

Kendinde  dogru olmadan, dogru yola girmek zordur. Girsede başarmak imkansızdır.“

„Yani temiz olacaksin ki, temizleyebilesin.  Ileriyi göreceksin ki ileriye götürebilesin.  sabredeceksin ki,  yarı yolda inacsız kalmayasın.“ dedi Ali.

„Dogru dersin Ali. Peygamber için zaman ve an,mücadelesinin en temel noktasıdır. Bunu iyi kullanmayan yitip gider.  Peygamberler en büyük savaslarını anlara  sıgdırdıkları kararlarla yapmışlardır. Her şeyi etkileyen ve yön veren  büyük olaylar üzerine bir an içinde karara varmışlardır.Ve o anda aldıkları karar öncesi ve sonrası her seyi etkilemiştir.“

Ali. Berhimin konuşmaları  karşısında  coşmuş ve hem Berhimin tartıştıgı ve herkesin sordugu soruyu sormuştu.

 „Berhim,   bizim allahımız niye hiç görünmez?“

  „Görmek nedir?  Mesela sen hiç uzak diyarlarda ne olup bittigini gördün mü? Biliyorum hayır diyeceksin. Peki sen bulutların arasında ne oldugunu gördün mü? Güneşin, Yıldızların, nerede, nasıl hareket ettiklerini görüyomusun? Hayır. Ama görmememe ragmen onlar da vardırlar degil mi”

“Vardır “ dedi Ali

“Işte benim Allahım var olupta görünmeyenlerdendir”

Ve Ali, Berhimi kervanızla Kenan diyarına kadar götürdü.

                               ********

„Hayrola Berhim, acele bir işin varmış gibi bir halin var nereye?“

„Üç gün üst  üste rüya gördüm. Allah kurban kesmemi istedi. Bir sürü hayvanı kurban olarak adadım. Allah bu kurbanların hiç birini kabul etmedi.Ve oglumu kurban etmemi istedi.“

Ihtiyar gözlerini açmış, merakı artmıştı.

„Sen de sevgili oglumuz Ismaili kurban mı edeceksin“

“Evet onu kurban edecegim”Ihtiyar öfkeli bir ses tonuyla :”Bu yanlış bir şey böyle bir şey olamaz” Bu sözler Berhimi kızdırdı.

“Yanlış konusuyorsun, Ben allahın istegidir diyorum sen olmaz diyorsun.”

“Berhim Berhim, Ben sana diyorum ki, bir yanlışın var, senin ve Hacerin biz anlatıgı allah bun yapmaz. O ki, rahmeti büyüktür, nasıl bir çocugu öldürmeni ister?
”O allah ki , verdigi gibi alandır.
Ve ben de onun sevgili kuluyum. Ben onun istegini yapanım, Kendi istegimi degil.”

“Sana yine de iyi düşün derim, belki iblistir, seni allah diye kandırıyor olamaz mı?”

Berhimin öfkesi az da olsa inmişti.

“Ben de ilkin öyle sandım. Onu tarttım. Ama sonra baktım ki, bu allahımızdır ve onun emridir. Kesin kanaat getirdim.”

„Allah seninle açık yüzüylemi konuştu?“

„Allah benim gibi bir kul ile açık konuşmaz. Ya rüyasa bana söyler ya kulagıma fısıdar, ya da dilime sızarak bana söyletir.”

„Sana derim ki biraz daha bekle“

„Olmaz. Allaha olan güvenime kusku düşürmek benim icin günahların en büyügüdür. Benim görevim allahın isteklerini yerine getirmek, bunları uygulamaktır. Beni de Ismailide yaratan, mutlu eden odur.“Ihtiyar bir süre saç ve sakallarını karıştırdıktan sonra :

„Yani Ismaili kurban etmekte kararlısın, öyle mi?“

„Allahin emridir“

Bu arada Ismail hazırlanmıştı.

“Baba nereye gidiyoruz?”

“Allahın istedigi yere.“

„Allahın istedigi yer nerdir?“

„Mina`dir.“

„Peki çok uzak mı? “

„Yok oglum akşama dogru ulaşırız”

“Baba allahı orada görecekmiyiz?Orada olacak. O bizi görecek biz onu göremeyecegiz.“

„Neden baba?“

„Bizim allahımız görünmeyendir, onun icin oglum“

Akşam oldugunda Mina`ya ulaşmışlardı. “ Allahım oglum İsmaili  benden bir parcayı, bu çocugu , kirlenmeyen bu taze çicegi, bize verdigin bedeni sana kurban ediyorum,. Oglumu kurban etme buyrugunu büyük bir istekle ve niyetle yerine getiriyorum. Bu degerli yavrumu, bu günahsız çocugumu sana kurban etmek için bana sabır ve güc ver” dedi.tekrardan gökyüzüne baktı ve tir tir titriyordu.

“Ismail! Çocugum! Kiyamete kadar sana veda olsun . Allah sana mutluluklar ihya etsin! Cennete görüşmek üzere ugurlar olsun! İçimizdesin, seni hep anacak ve hatılayacagız. Bu dünyayı sevgi dolu, barışcıl kılmak için var gücümle çalışacak, mücadele edecegim. Dünyanın temizlenmesi için hiç fedakarlıktan kaçınmayacagım. Allahtan istegim, bundan sonra kimseden yavrusunu kurban etmeyi istememesidir.”

“Yarabbim” dedi “Yardim et bu günahsız çocugu cennetine kabul eyle!”diyerek bıçagı bogazına bastırdı.

Ancak bıçak bir türlü kesmiyordu.Taşı kesen bıçak bogazını kesmiyordu. Tam o sırada bir ses duydu. Dönüp arkasına baktıgında bir koç ve koçu boynuzunda tutan bir siluet gördü.

“Ey Berhim allahın sevgili kulu, Allah sana oglunun yerine kesmen için bu hayvanı gönderdi. Al ve onu kurban et ”

Berhim: “Allahım bu rüya mı yoksa gerçek mi`önce oglunu kes dedin  şimdi onun yerine koçu kes diyorsun” diyip koçun boynundan tuttu.

Koçu tıpkı  Ismail gibi baglayıp taşın üzerine bıraktı Bu arada Ismaile sarılmış, onu defalarca öpmüştü. Ismail neye ugradıgının şaşkınlıgı ile babasına bakıyordu. Babası sevgi sagnagının altında kalmıştı. Berhim gülümseyerek :

“Oglum allahımız seni bize bagışladı. Sen yaşayacaksın Senin yerine bu kocu kurban edecegiz.”

Ismail buna hem sevindi hem üzüldü . Kendini tamamıyla kurban olmaya sartlandırmıştı. Hem “Allah niye vazgeçti ki? En iyisini o bilir” diyip kendi kendine cevaplandirdi.

Koçu kurban ettikten sonra yatacak yeri elleriyle düzelterek yanyan uzanıp gecenin sesizliginde uykuya daldılar. Gözlerini açtıklarında sabah olmak üzereydi. Berhim ayaga kalktı tulumundan su içti, el  ve yüzünü yıkadıktan sonra güneşin dogdugu yöne yüzünü verip ibadetini yaptı.

                          *** ****

Berhim ansızın gökten bir seylıerin düştügünü gördü. Çok ani olmuştu. Düşen şey önce kıvılcım saçmış, parlak bir nesne görümümendeydi. Berhimin yüz adım önüne çakıldı. Düşer düşmez suya düşen taş gibi o da kuma düştügünde kum etrafa saçılmıştı. Oraya gittiginde bir çukurun dışında bir sey görmedi. Çukurun kumu siyah renge çalıyordu. Avuclarıyla çukurun dibini kazdi. uzun bir süre durmadan kazdı. bir ara parmaklarına sert bir şeyin degdigini hissetti. Daha hızlı kazmaya başladı parmaklarının degdigi şey sıcaktı. kazdıkça bir taş oldugu ortaya çıkıyordu. Ancak bilinen taşlardan degildi, bir kaç kez üst üste denedikten sonra var gücüyle kaldırdı ve sonunda taşı dışarıya çıkardı. Rengi siyah koyu kırmızı karışıktı. Berhim böyle bir taşı ilk kez gördü. ”Demek ki bu gökyüzünden gelmiş yeryüzünün taşlarından farklıdır”  dedi kendi kendine.

Derin derin düsünüyordu.”Bu taş allah tarafından cennetten yollandı” dedi ve taşı üç kez öpüp üzerinde ibadetetti. Sürekli kucagında cenneten düşme taşa bakıyordu. ”Demek ki cennet bu bölgenin üzerindedir. Yoksa allah taşı niçin buraya indirsin ki!” diye kendi kendine konuştu. Bir ara bu düsüncesinde kuşkuya düşsede hemen vazgeçti.

Berhim taşı bagrına basıp, “Hacer-ül Esvet”diyip Kabeye dogru atın sürdü, Ismail babasını Kabede bekliyordu.

Babasını gören İsmail yerinde kalkıp onu karşılamak için bekledi. Babasının kucagında taşı görünce şaşırdı. İndirmek için ona yardım etti.

“Oglum sakın düşürmeyesin onu üç kez öptükten sonra yere indir”dedi.

“Baba bu nasıl taştır ki öpmemi istersin”
”O taş bize allah tarafından cennete gönderildi”

Berhim bıraz dinlendikten sonra İbrahım sordu,

“Baba buraya neden geldik”

“Oglum buraya gelmemizin nedeni allaha yeryüzünde bir ev yapacagım. Ve allahın evi inancımızın sembolü olarak, sonsuza kadar var olacaktır. Inancsızlıga düşenler, yolda çıkanlar allahın evini hatırlayarak tekrar yola gelecekler. Ben bu evi Cudi de yapmak istedim, ancak bizi orada kovdular. Buralara kadar savrulduk, halkta bize sahip çıkmadı...”

Ismail merakla babasına

“Peki Nuhùn çıktıgı dağ ne olacak? Oraya gidecekmiyiz?”

“Orayı insanlara kutsal eyleyecegiz,orasıda bir tapınaktır, bir ziyaretgahtır. Burası allahın evi, Cudi ise allahın kavimini yeniden yarattıgı, Nuh peygamberin mekanidir. Allah izin verirse orayıda zíyaret edecegiz.”

“Peki baba orada bir şey inşa etmek  gerekmiyormuydu”
”Tabi gerekiyor oglum. Allah izin verirse  atamız Nuhun gemisinin durdugu yerde büyük bir ibadetgah inşa edecegiz. Büyük bir  hekimevi açıp insanlara şifa dagıtacagız. Ceylanın heykelinide Cudinin zirvesine dikecegiz.”

“Niye hemen yapmıyoruz baba?”

“Yapacagız oglum Ismail, kavimimiz o kutsal topraklarda, kavimimizin şerefine layik ibadetgahlar kuracagız. Orası şimdi dinsizlerin, yolda çıkmışların inancsızların mekanı oldu. O mekanları yıkıp, Nuhun topraklarını barışın ve sevginin toprakları yapacagız. Cudiyi iki nehrin kabesi kabul edip ona yüzümüzü verip ibadet edecegiz.”

Berhim coşmuş duyguları şahlanmıştı.

“Oglum sende yetimin, garibin, düskünün,, zayıfın hakkını koru. Her zaman Nuh olanın peşinden git Bundan korkma. Ruhunu bütün kötülüklere karşı koru. Bu senin  en büyük silahındır. Dünyanın malına tenezül etme. Tüm malın sorfanda kavimlerine gitsin.Hatalarını ve eksiklerini başkalarında arama. Boş yere konuşma, insanları dinle. Yalana asla ve asla tenezül etme”

Ismail kıpırdamadan babasını dinliyordu, her sözünü içine nakşediyordu.

 “Oglum, sevgi insanin en büyük hazinendir. Sevgiyi insanda yaratan vicdandır.Vicdanı olmayanın da sevgisi olmaz. Sevgisi olmayanda sevilmez. Onun için vicdanını koru  ve ne yaparsan yapa onun sesine kulak ver.Vicdan allahın insandaki emanetidir.Ve allah gibi sürekli insandadır.Vicdanını ezersen içindeki allahı ezmiş olursun. Işte ben ve sen inancımızın  bu büyük ilkeleri işiginda allahın emrettigi yerde ona bir ev yapıyoruz. Ve allahın evini sadece taşlardan inşa ediyoruz. Bizim allahımızın şatafatlı mabetlere ihtiyaci yok. Bizim allahımızda bizim gibi sade ve tok gözlüdür.Evide onun gibi sade olmalıdır. sen oglum İsmail yaşadıgın süre allahın bu dogrusunu kaybetme. Her kim ki, allah adına zenginligi mal-mülk, büyüklügü siddet ve öfke olarak beller ve söylerse “haşa” de. Benim allahım Kabe gibi sade ve temizdir. O kölle emegiyle yapılmamıştır. Gönüllü, inanmış insanların emegi ile insa edilmiştir. Ve her yolunu şaşırdıgında  ve her yolunu şaşıran yüzünü ona dönsün.”

“Tamam baba” dedi

“ Ismail benim bu sözlerimi iyi dinle ve onları bir çöl rüzgarı gibi degerlendirme. Bunlar eger dogru anlaşılır ve dogru anlatılırsa, benim adıma bütün kavimler kardeş olacaktır. Yok eger bunlar yanlış  anlaşılıp yanlış yorumlanırsa bütün savaşların günahını benim boynumda aklayacaklar, buna asla izin verme. Ben allahtan sadece ve sadece barışı getirdim. Her kim benim adıma kan döker, başkalarına eziyet eder, zulüm ederse, benden degildir. Benim düşmanımdır.”dedi ve bir süre daldı.”Oglum ben iyice yaşlandım, allahın istegi ile ve emri ile yakında bu dünyadan göçüp gidecegim. Sana derim  ki, bizim büyüklügümüz kötülüge karşı iyilik, yanlışa karşı dogru, kine karşı sevgi, savaşa karşı barıştır. Ve biz her ne günah işlerse işlesin tövbe edeni ve günahtan döneni kardeş belleriz. Yetim ve dul ve fakir bizim sevgi ordumuzun ve barış savaşımızın gerçek askerleridir. Onlara sahip çık, onları her zaman kolla.”

”Ismail, bu topraklara daha önce atamız Nuh  tarafından allaha bir ev yapılmıştı. O evin taşıda cenneten inmişti. Büyük tufanda Nuh o taşı gemisiyle birlikte götürmüştü .O taş şimdi Cudi dagının tepesinde duruyor. Bu günde allahın evi için bu taş gönderildi. Bizim şimdi Nuhun kurdugu temel üzerinde yeni evi inşa edecegiz.Yaşadıgın sürece bunu sana nasip ettigi için allaha dua et.”

“Hamdolsun allahıma “dedi Ismail.

                           * *** ***

 “Peki baba bir soru soracagım?  Biz her zaman için tapınaktakı taşlara, hatta tapınaklara karşı geldik şimdi bizde taştan bir tapınak yapıyoruz ve bu taşa kutsaldır diyoruz. Bizim digerlerinden farkimiz nedir?”

“Oglum biz bu taşa tapınması için degil, bu mabede kurbanlar adanması için yapmıyoruz. Biz mabedi ibadetlerimize yön vermesi için yapıyoruz ve allahı bize sürekli hatırlatması için. ”Ismail ikna olmuştu.

Uzun bir çalışma sonucunda Kabe bitmişti . Bittikten sonra içine girip ibadetlerini yaptılar Ardından ordan ayrıldılar. Berhim o gece Ismailin evinde kaldıktan sonra Kenan diyarında Sarenin yanına döndü.

(Sare 99 yaşında Isakı düyaya getirdi ve 127 yaşında öldü.Berhim 175 yıl yaşadı. Onu ogulları Ismail ve Isak annelerinin yanına Machpela ya daha önce Sare için satın  aldıgı magraya defnedildi)

 Berhim Firat, Dicle, Nil,  Kenan. Berhim... Büyük kralları, büyük tanrısal gücleri  inancı ve sabrıyla yenen Berhim. Bütün savaşları  önce kendinde kazanıp, kendinde bütün topluma yayan ve kazanan peygamber.

Ceylan yavrusu Berhim! Ve allahin dostu. Ve  ALLAHIN FIRATTAKI SEVGILI YÜZÜ.....

                              **********

 İnanç için önemli bulduğum, edebiyat eserinden aldığım pasajların yeni Alevilik tartışmalarında önemli eksik noktalara işaret ettiği için bilinsin istedim. Semavi dinler açısından temel çıkış kabul edilen Berhim; Peygamberlerin de babası kabul edilir. Eser Kürt dili ve mantığıyla verilmiştir. Sorular ve cevapları açık ve net bir dille düzenlenmiştir. İnananlar akıllarına koysunlar ki kalpleri rahat etsin, ben de onun için yazdım.

Ağcaşarlılara selamlar.

 ***

Yaşar Yeşil

23.11.2006

Yesil.Yasar@gmx.de