CUMHURİYET MİTİNGLERİNİ NASIL OKUYACAĞIZ

Nisan ve Mayıs aylarında Ankara, İstanbul ve İzmir’de Türkiye tarihinin en büyük mitingleri gerçekleşti. Her birinde 1 milyon civarı (hatta daha fazla) insan bir araya geldi. Aynı dönemde Manisa, Çanakkale ve Samsun’da da o kentlerinin tarihlerinin en büyük mitingleri yapıldı. Bunlar muazzam topluluklardır ve bu mitingler dizisi dünya çapında bir olaydır.

Son derece derin ve yoğunlaşmış bir talep olmadan, hiçbir güç, hiçbir yönlendirme ve zorlama bu çaptaki kalabalıkları bir araya getiremez. İnsanlar, yurdun dört bir yanından, büyük bir coşkuyla miting meydanlarına aktılar. Mitingler anlık bir tepki patlaması da değildi; giderek ekonomik, sosyolojik ve politik temelleri olan ciddi bir kitle hareketi niteliği kazandılar.

Bu çapta kalabalığın toplandığı bir mitingin analizi, sadece düzenleyenlerin analiziyle sınırlandırılamaz. Ortada sadece politik değil, sosyolojik bir olgu da var demektir. Sadece günlük bir olguyla değil bir süreçle karşı karşıyayız. Bu kalabalıklar neden toplandı, ne istiyorlardı? Kimlerden oluşuyorlardı? Hangi genel niteliklere sahiptiler? Bu mitinglerin siyasal sonuçları ne olacak? Görünürde, katılımcıların iki somut talepleri vardı: 1) AKP iktidarının girişimlerine set çekmek, 2) AKP zihniyetine karşılık güçlü bir politik seçenek yaratmak. Bunlar öne çıkan, günlük taleplerdir. Fakat söz konusu olgu bu çaptaki bir kitle hareketi ise güncel talepler sadece buzdağının görünen kısmından ibarettir. Önemli olan, dikkate alınması ve analiz edilmesi gereken buzdağının sualtındaki büyük kısmıdır. 

Bir “yaşam tarzı”nı savundular

Katılımcılar en genel anlamda, bir “yaşam tarzını” savundular. Bu yaşam tarzından taviz vermeyeceklerini ısrarla haykırdılar. “Türkiye laiktir, laik kalacaktır”, “Cumhuriyeti koruyacağız” vb. Türkiye’nin Cumhuriyet devrimleri ile elde ettiği kazanımlardan geri adım atmayacaklarını ilan ettiler. Yaşamlarını dinsel kurallara göre değil, modern dünyevi kurallara göre sürmesini istediklerini belirttiler. Denilebilir ki, Türkiye’de bir şeriat tehlikesi yoktur. Evet, bir şeriat tehlikesi yoktur; ama bunun nedeni işte bu kitlenin varlığıdır. Demek ki bu kitle varlığını gösterme ihtiyacı hissetti. Bir tehlike, bir aşınma tehlikesi hissetti ve tutum aldı: Cumhuriyet devrimlerinden geri dönülemez, buna izin vermeyiz! İlerisi tartışalım, ama izin verilemez! Bu mesajı net olarak verme ihtiyacı hissetti.

Bu büyük kitle hareketinin, ABD’nin Türkiye’ye biçtiği Ilımlı İslam rolünün karşısında yer aldığı ve ona set çekmeye çalıştığı söylenebilir. Bu tespiti destekleyen bir olgu da, mitinglerde “laiklik” vurgusunun yanı sıra “bağımsızlık” vurgusunun da öne çıkmasıydı. Dincilik ile emperyalizmin ilişkisini doğru olarak kavramış bir çoğunluk vardı meydanlarda. Yaşam tarzlarını sadece dinciliğe karşı değil, emperyalizme (ABD’ye) karşı da korumak zorunda olduklarını kavramış bir kitle olduğu söylenebilir.

Sol eğilimli bir kitle

Mitinglerin kitlesi esas olarak sol eğilimliydi;  solcular çoğunluktaydı. Zaten mitinglerde öne çıkan “laiklik”, “bağımsızlık”, “yoksullaşmaya dur” temaları geleneksel olarak solun temalarıdır. AKP muhalifi sağ partilerin (tabanlarının bir kısmı katılmış da olsa) mitinglerde hiçbir etkinlikleri yoktu. Mitingler giderek daha da solculaştı. İstanbul Ankara’ya, İzmir’de İstanbul’a oranla daha solcuydu. Bu gelişimin bir diğer göstergesi de, bağımsızlık vurgusunun, yani anti-emperyalizmin giderek daha da belirgin hale gelmesidir.

Çok önemli bir nokta da şu: Kürtlere, Yunanlılara veya Ermenilere karşı hiçbir slogan atılmadı. Irkçı ve aşırı milliyetçi eğilimler dışlanmıştı. Türklüğün, bayrak ve Atatürk gibi Türk ulusunun simgelerinin bu kadar vurgulandığı ve milyonların katıldığı mitinglerde, Kürt, Yunan veya Ermeni düşmanlığının hiç yapılmaması, bilinçli ve özenli bir toplulukla karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Katılımcıların esas olarak kardeşlikten ve birlikten yana, barışçıl bir kitle olduğu söylenebilir.

Meydanlardaki topluluğu “milliyetçi” değil “yurtsever” terimi çok daha iyi tanımlıyor. Vatanını seven ve koruyan bir kitle toplanmıştı. Anti-emperyalist eğilimler son derece güçlüydü. “Anti-kapitalist” oldukları söylenemez, ama net olarak anti-emperyalistlerdi. Öne çıkan sloganlardan biri de “Ne ABD Ne AB, Tam Bağımsız Türkiye” idi. Laiklikten, bağımsızlıktan, kardeşlikten, barıştan yana, aydınlanmacı ve yurtsever bir topluluktan söz edebiliriz. Kısacası, mitinglerle Türkiye’nin sol kanadı harekete geçmiş, ağırlığını koymuştu.

Örgütsüz, ama örgüt talep ediyor

Esas olarak örgütsüz bir kitle hareketiydi, yani “bindirilmiş kıta” değildiler. Kitleler büyük örgütlerin denetimi ve inisiyatifiyle değil, bireysel inisiyatiflerin tabanda birleşmesiyle bayraklarını alıp evlerinden çıkarak ve otobüslere binerek meydanlara aktılar. Fakat bu kadar yoğun bir topluluğun aynı ruh halini göstermesi olgusunu dikkate almak ve mitingleri küçümsememek, gelip geçici olduğunu düşünmemek gerekir.

Örgütsüzdüler, ama son derece güçlü bir örgüt talebi de vardı. Kitleler mevcut tehlikenin hedef aldıkları odakların gücüyle orantılı, onlarla başa çıkabilecek çapta bir örgütlenme ihtiyacını dile getirdiler. “birleşin” sloganı bu talebi yansıtmaktaydı. Mevcut örgütlerden ve partilerden hiçbirinin tek başına bu ihtiyacı karşılayamayacaklarının bilincindeydiler. Milyonlarca insan sokağa dökülmüş ve bu milyonlarca insani temsil edebilecek nitelikte bir örgüt istemekteydi.

“Bindirilmiş kıta” değillerdi ama bunun bir olumluluk değil olumsuzluk olduğunun farkındaydılar. Bu çapta bir kıtayı “bindirebilecek” bir kurumun oluşmasını ısrarla istediler. Taban oradaydı ve birleşmişti; peki öncü neredeydi? Kısacası öncü talep ettiler.

Eli Ekmek Tutanların Hareketi

Mitinglerin ana gövdesini “kentli geleneksel orta sınıflar” oluşturuyordu. Öğretmen, memur, mimar, mühendis, sağlık çalışanları, büro emekçileri, hukukçular vb. temel meslek sahipleri, esnaf ve zanaatkarlar, orta ve küçük girişimciler/üreticiler, üniversite öğrencileri, emekliler, kısacası orta ve küçük burjuvazi mitinglerin ana kitlesini teşkil ediyordu. Geleneksel işçi sınıfının da yoğun olarak katıldığı söylenebilir. Bu yelpaze göz önüne alındığında, topluluğa işçi karakterli bir hareket diyemesek de “eli ekmek tutanlar hareketi” diyebiliriz. Ezilenlerin ve mülksüzlerin hareketi değil, çalışanların hareketiydi.

Toplumsal piramidin tabanı mitinglere ilgisiz

Çok önemli bir nokta, kentlerde toplumsal piramidin tabanını oluşturan varoşların, işsiz ve yarı işsiz kitlelerin (lümpen proletarya) mitinglere ilgi göstermemiş olmasıdır. Toplumun en alt ve yoksul kesimi harekette yoktu. Toplumun tabanını oluşturan yoksullar ve ezilen kesimlerin, durumlarında çok büyük değişimler olsa da toplumsal konumlarında fazla bir değişiklik olmadı. Yoksuldular ve eziliyorlardı; yine yoksullar ve eziliyorlar. Bu geniş kesimler, geleneksek orta sınıfların aksine değişimden yana. Rejim değişikliği istiyorlar, ama kendi çıkarlarını savunacak bir önderlikten yoksun oldukları için sürekli, rejimi küresel sermaye lehine değiştiren büyük burjuva partilerinin ağına düşüyorlar. Sistem bu kesimleri ya dincilikle ya da ırkçı milliyetçilikle denetim altında tutmaya çalışıyor. Bu geniş kitleler, tarikatçılara, ırkçı örgütlenmelere, mafyaya terk edilmiş durumda.

ELEŞTİRİ-ÖZELEŞTİRİ

Sosyalistler mitinglere katılmadılar. İşçiler oradaydı, DİSK yoktu. Memurlar oradaydı, KESK yoktu. Öğretmenler oradaydı, Eğitim-Sen yoktu. Mimar ve mühendisler oradaydı, TMMOB yoktu. Hekimler ve sağlık emekçileri oradaydı, Tabipler Odası yoktu. Yurtseverler oradaydı, Yurtsever Cephe yoktu. Halk oradaydı, Halkevleri yoktu. Anaları, babaları, kardeşleri, komşuları, sınıf arkadaşları, bakkalları çakalları oradaydı, ama sosyalistler yoktu. Taban oradaydı öncü yoktu. Peki neredelerdi? 1 Mayısta Taksim’e çıkarmaya hazırlanıyorlardı. Aslında, iki gün önce Çağlayan’dan Beşiktaş’a kadar bütün caddeleri ve meydanları dolduranlar, Taksim’in nasıl geri alınabileceğini de gösterdi.

Daha ne yapacaklardı?

Yanı başımızda milyonlar toplanmıştı. Öne çıkan sloganlar, laiklik, bağımsızlık, yoksullaşmaya son; yani sosyalistlerin yıllar boyu uğruna mücadele ettikleri talepler. Irkçı milliyetçiler dışlanmışlar, başka ulusları rencide edecek sloganlar yok; esas olarak kardeşlikten ve barıştan yana olan bir kitle. Aydınlanmacı bir kitle. AKP Hükümetini net olarak hedef alan bir kitle. Darbelerden medet uman bir topluluk değil, zaten bir kitle hareketi. En başat sloganlarından biri ABD’ye ve AB’ye karşı olanlar , yani anti-emperyalist ve yurtsever bir kitle. Provokatif hareketlerde bulunmayan düzgün bir sosyalist solu dışlamayacak, bağrına basacak bir kitle. Daha ne istiyoruz, ne bekliyoruz? Sosyalistlere kendilerini beğendirebilmek için daha ne yapmaları gerekiyor? Kırmızı halı serip “Yaşasın Sosyalizm” diye bağırmaları mı?

Kitlelere ve simgelerine dudak bükenler

Bazı sosyalistler, yüksekten bakıyorlar, kitleleri beğenmiyorlar. Türkiye bayrağı ve Atatürk resimleri taşıyorlarmış; onların bayrakları ve resimleri başkaymış. Ne diyelim; sende emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı ver, sende çürümüş bir imparatorluğu yık, sen de devrim yap, seninde bayrağını ve resimleri taşısınlar. Hiç düşünmüyorlar bu halk neden laiklik ve bağımsızlık talepleriyle ayağa kalktığında Atatürk’ü hatırlıyor? Bugün de aciliyet kazanmış bağımsızlık ve laiklik taleplerinin toplumun genomuna yerleşmiş simgesidir de ondan. Türkiye bayrağı, bazı gericilerin iddia ettiği gibi Kosova Meydan Muharebesi’nde değil, Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, Antep’te emperyalizme karşı mücadele içinde oluştu. Çürümüş Osmanlı’nın yeşil şeriat bayrağını cumhuriyet devrimleri ile indirerek göndere çekildi. Yakın tarihimizde en başta sosyalistlerin sahip çıkması gereken büyük demokratik değişiminin simgesidir bunlar. Bu demokratik simgeleri, 12 Martçılar, 12 Eylülcüler ve küresel sermaye yandaşları kirletti. Bu bayrak Denizler’in bayrağıydı anımsıyor musunuz? Deniz’in taşıdığı bayrağı 12 Eylülcülerin eline mi bırakacağız? Biz bıraksak bile emekçi halk bırakmıyor, görüyoruz. Yeni Denizler de o hareketin, o kitlelerin bağrından çıkacaktır; tıpkı zamanında Deniz Gezmiş’in çıktığı gibi. Kitleleri beğenmeyen sosyalistlere bir soru: Kendinizi bir etnik kimlikle (“Hepimiz Ermeniyiz”), Bir dinle (“Hepimiz Hıristiyanız”) tanımlamaktan çekinmiyorsunuz da “Hepimiz Mustafa Kemal’iz” diyenlere mi dudak büküyorsunuz? Bir ilericilik-gericilik tartışması yapılırsa hangisi daha ilericidir?

Kaçan fırsat ve yeni bir odak ihtiyacı

Türkiye sosyalistleri çok büyük bir fırsat kaçırdı. Emekçilerle yeniden nikah tazelemenin fırsatını. Yeniden emekçi kitlelerle buluşup, o bağrın sıcaklığını hissetme fırsatını. Üzerindeki ölü toprağını atıp bir gençlik aşısını edinme fırsatını. Siniklikten, ezilmişlikten, sürekli gündem dışına düşmekten, bir türlü gündemi belirleyememekten kurtulup, ülkenin gerçek politik arenasına adım atma fırsatını. Yeniden öncü olabilme, toplumu yönlendirebilme, kendini kanıtlama fırsatını..

Bütün bunların yapılabileceği, en azından olumlu adımların atılabileceği bir olanaktı milyonların toplandığı cumhuriyet mitingleri. Kafası berrak dinamik bir sosyalist odak, o mitinglere katılır, ciddi bir emekçi öbeği oluşturur, bağımsızlık, demokrasi, laiklik sloganları ve yoksulluğa son sloganları atılır ve oradaki kitle de bu gücü bağrına basardı. Mevcut sosyalist odaklardan hiçbiri bu görevi başaramadı, bu fırsatı değerlendiremedi, değerlendirmeyi düşünmedi bile. Meydanlar gerçek olduğuna göre, bu görevi ıskalayan odaklar gerçek değil. Demek ki yepyeni bir devrimci odak yaratmak gerekiyor.  

***

Bu yazı, “Bilim ve Gerçek Dergisi”nde yer alan Ender HELVACIOĞLU’nun “Cumhuriyet mitinglerini nasıl okuyacağız” adlı makalesinden özetlenerek alınmıştır.   

 ***

Şengül ARSLAN (BÜYÜKGÜL)