|
DENİZLERİN DALGASI OLMAK BAĞIMSIZLIĞI, DEMOKRASİYİ VE SOSYALİZMİ savunan , emperyalizme, faşizme ve her türlü gericiliğe karşı mücadele veren, DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN ve YUSUF ASLAN 6 Mayıs 1972 tarihinde idam edildiler. Onlar bir dönemle anılan, 68 gençlik hareketinin baş eğmez önderlerindendiler. Egemenler ve onların iktidarları Denizleri asarak, devrimcileri katlederek emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı verilen mücadeleyi bastırmayı hedefliyorlardı. Ancak bunu başaramadılar. Denizleri fiziki olarak yok edenler, Onların halkın gönlünde taht kurmasına engel olamadılar. Onun için her türlü kara propagandayı sürdürdüler; anarşist-terörist dediler, bir avuç çapulcu dediler, bölücü dediler, kökü dışarıda vatan hainleri dediler. İdam Sehpasında Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir kere ölüyorum. Sizler, bizleri asanlar şerefsizliğinizce hergün öleceksiniz, Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler Amerikanın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler kahrolsun faşizm. diyerek yiğitçe sonsuzluğa ulaşan YUSUF ARSLAN mı vatan haini? İdam sehpasında; Ben şahsen hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler , köylüler ve devrimciler. diyerek haykıran, ölümü kucaklayan HÜSEYİN İNAN mı terörist ? Sorgusunda: İddianamede Türkiye halkının bir takım etnik gruplardan teşekkül ettiği iddiaları ve bunu bizim yaptığımız, ortaya attığımız ithamları mevcut bulunmaktadır. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararında ve Misak-ı Milli'de şu vardır, Misak-ı Milli sınırları içinde iki kardeş kavim yaşar. Türk ve Kürt kavmi yaşamaktadır. Birinci Büyük Millet Meclisi'nin kararı böyledir. Türkiye'de iki kardeş kavmin ve unsurun yaşadığını kabul etmektedir. Bunu kabul etmek bölücülük değildir. Bölücülük olarak kabul edildiği takdirde Birinci Türkiye Millet Meclisi ve Mustafa Kemal'i de bölücü olarak kabul etmek gerekir. Bu iki kardeş unsur Birinci Kurtuluş Savaşı'nı müştereken başarmışlardır. Güney cephesinde düşmanla omuz omuza savaşmışlardır. Bu ikisine birden biz Türkiye halkı diyoruz ve bu iki kardeş unsur ikinci bağımsızlık savaşını da müştereken başaracaklardır. Asıl bölücüler bu gerçeği kabul etmeyenlerdir. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede, bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Ayrıca memleketin huzurunu bizim bozduğumuz iddia ediliyor. Memleketin huzurunu kimlerin bozduğu ortadadır. Ve kimler 30 milyon çalmıştır? Kimler Devlet hazinesini kardeşlerine peşkeş çekmiştir? Memleketin madenlerini peşkeş çekmiştir, Anayasayı uygulamamıştır? Bunlar ortada iken, bilinirken bunlardan bahsedilmeyip, memleketin huzurunu bozduğumuz iddiaları değersiz ve mesnetsizdir. Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet-hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir? Bunu evvela tespit etmemiz gerekir. Karakollarda işkence gören bizler olduk, meydanlarda kurşunlanan gene bizler olduk. Bakanların emri ile hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz, yukarıda anlatılanlar, asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır. Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkiyet hakkım toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. Elli köye sahip bir toprak ağasını Anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkmakla itham edilmekteyiz. Asıl egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede, bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. 35 milyon metrekare vatan toprağı işgal altında iken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı, iddianame baştan beri arz ettiğim gibi sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymetten ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir. Ben şunu iddia ediyorum ki hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasanın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz, Diyen, fidan boyuyla dimdik, ölüme meydan okuyan; Yaşasın Marksizmin, Leninizmin yüce ideolojisi; Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi, Kahrolsun emperyalizm, Kahrolsun faşizm diye haykıran sesi günümüze kadar yankılanan, DENİZ GEZMİŞ mi bölücü? Bugün emperyalizm ve işbirlikçiklerin tüm çirkinlikleri, yadsınamaz, yalanlanamaz, saklanamaz bir şekilde HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE sergileniyor. Bugün Denizlerin, 68 mücadelesinin, doğruluğu, geçerliliği VE HAKLILIĞI TARİHİN TANIKLIĞINDA KANITLANIYOR. Denizler, Mahirler, Mustafa Kemaller içi boş, içeriği boşaltılmış masal kahramanları gibi sunuluyor. Bu nedenle, bugün birleşmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Denizleri anmak, yalnızca mezar başlarında, kapalı salonlarda onlara methiyeler düzmekle olmuyor. Onların mücadelesini irdelemek, günümüze taşımak ve sürdürmek gerekiyor. ***
Kaynak: Tuncay ÇELEN, 68liler Dayanışma Derneği, *** Şengül ARSLAN (BÜYÜKGÜL) 4.5.2007 |