|
Bu ruhsal durumu vurgulayan çarpıcı bir öykü vardır. Günün birinde, doğuştan kambur birisi, bir ermişle karşılaşır. Kamburun haline acıyan ermiş ona şöyle der, istediğin sadece bir tek şeyi yerine getireceğim. İyi düşün ve dile benden ne dilersin. Kambur hiç düşünmeden, şöyle yanıt verir. HERKESE KAMBUR.
Kamburdan kurtulma ya da servet sahibi olmak varken, herkese kambur isteği, yıllarca alaya alınma, horlanma birikiminin sonuçlarıdır bu istek. Ve kambur olmanın nasıl bir şey olduğunu ancak yaşayan bilir mesajıdır bu istek. HOŞGÖRÜ
Türkçede
hoşgörü diye telaffuz edilen kavram, Fransızca ve İngilizce gibi batı
dillerindeki tolerance sözcüğünün karşılığı olarak kullanılmaktadır. Kelime,
Latincedeki tolerare fiilinden türetilmiş olup, bu fiil dayanmak,
katlanmak, hazmetmek, tahammül etmek ve devam ettirmek gibi anlamlara
gelmektedir. Çoğumuz yaşamımızın pek çok alanında hoşgörü kavramını duyarız. Hoşgörülü aile, hoşgörülü çocuk, hoşgörülü arkadaş, hoşgörülü yönetici, hoşgörülü öğretmen hepimizin çevremizde görmek istediği ve günlük yaşamımızda karşılaşmak istediğimiz kişiler arsında yer alır. Öyleyse Hoşgörü nedir? Hoşgörülü insan nasıl olmalıdır? Bizler çevremizdeki insanlara ve canlılara karşı nasıl hoşgörülü olabiliriz? Bu sorular üzerinde durmak istiyorum. Hoşgörünün varlığından söz edilebilmesi için hoş görenin, hoş gördüğü şeyi bastırmaya ya da engellemeye ( en azından karşı çıkmaya ve önlemeye ) çalışacak güce sahip olması ama o gücü kullanmamayı yeğliyor olması da kesinlikle gereklidir. Siz şu satırları okuduğunuz sırada dünyanın dört bir yanında savaşlar sürüyor, İnsanlar ölüyor, sakat kalıyor, evinden yurdundan çıkmak zorunda bırakılıyor. Yağmur ve kar altında yüzlerce kilometreyi katedip, açlık, susuzluk ve salgın hastalıklarla mücadele ediyorlar. Fakat bu zulmü yapan insanlar vicdan rahatlığı içerisinde hayatlarını sürdürmektedirler. Hoşgörü diğer bir ifadeyle müsamaha, insanlara sevgi ve anlayışla yaklaşmak, kalp ve gönüllerini incitmeden, onları severek ve saygı duyarak yakınlık göstermek gibi anlamları içerir. Ayrıca, öfkelenebilecekken öfkelenmeme, kızacakken kızmama, güçlük çıkarabilecekken çıkarmama gibi olumlu davranışları da içermektedir. Hoşgörü, sağlıklı insan davranıştır. Bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikardır. Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır. Evde, trafikte, okulda, işyerinde, kısaca insanın olduğu her yerde eğer hoşgörü yoksa orada bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma, kavga ve olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür. Eğitimli ya da eğitimsiz her insanda görülebilen bir eksikliktir, hoşgörüsüzlük. Peki bunun sebebi nedir? Neden tarih boyunca Yüce Milletimizin hasletlerinden olmuş bir davranışı, bugün yeterince gösteremiyoruz.Bunun birçok sebebi olabilir.Bunlardan kanaatimizce en önemlisi: insanın kendisi ile barışık olamamasıdır. İnsanımız kendisine güvenmiyor, inanmıyor. Kendisini yeterince tanımıyor. En önemlisi kendisini sevmiyor, saygı duymuyor. Eğer insanın kendisine sevgi ve saygısı kalmamışsa, kendisi ile barışık olması da mümkün değildir. Düşünün en son ne zaman aynaya bakıp, kendinize gülümsediniz. Bu sabah kaç kişiye merhaba, günaydın ya da hayırlı sabahlar dediniz. Yoksa her gördüğünüz, tanıdığınız kişi için bu işte böyle biridir diye olumsuz mu düşündünüz? Ayıbını mı aradınız? Bu sabah trafikte içinizden kaç kişiye bir şeyler mırıldandınız. Kaç defa yardıma ihtiyacı olan insanları gördüğünüzde başınızı çevirdiniz. Okulda, sınıfta, sırada kaç kişiye kötü davrandınız. Arkadaşlarınızı, bencilliğinizden dolayı üzdünüz. Yönetici iseniz, idarenizdeki kaç insanı dinlemediğiniz için kırdınız. Yoksa siz sadece kendinizi mi düşünüyorsunuz? Hoşgörü bir vurdumduymazlık değildir. Hoşgörü görmezlikten gelmek hiç değildir. Hoşgörü kendini bilmektir. Hoşgörü haddini bilmektir. Hoşgörü haddini bilerek sürdürülen hayat biçimidir. Hoşgörü bir anlayıştır, anlayışlı olmanın adıdır, sevginin yoludur. Hataları düzeltebilmedir. Yoksa bana ne lazımcılık değildir. Anlayışın kendisidir. Hoşgörü çağın getirdiği sorunların, aç gözlülüğün, doyumsuzluğun, sevgi yoksunluğunun, güvensizliğin çaresi olabilecek bir anlayış tarzıdır, insanın özüdür. Görülen odur ki bugün insanımız kendisi ile barışık değil. Her gün, haberlere baktığınızda olayların bir çoğunun hoşgörüsüzlükten kaynaklanıp kaynaklanmadığını bir düşünün İnsan kendisi ile barışık olamadığı zaman, toplumda kendisi barışık olamıyor. Sonra da herkes bir başkasını suçluyor. Çünkü en kolayı bu. Hz. Mevlana: Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak. Diyor ve ekliyor. Bakın! Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise sevgiyi aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız seversiniz. Sevilirsiniz. Kara verirseniz ve de bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız! Hoşgörü ustası Hz. Mevlana gibi Yunus Emre, Bektaş-ı Veli, Karaca Sultan da insanları hoşgörüye davet etmişler ve yaşadıkları dönemde Anadoluyu bir hoşgörü cennetine çevirmişlerdi. Ama bugün aynı Anadoluda hoşgörü yerine daha çok hoşgörüsüzlük almış başını gidiyor. Toplumda hoşgörüye dönüşün, hoşgörüyü davranışa dönüştürmenin yolu, hoşgörünün yayılması, insanın sevgiyi yaşamasına, kendisine saygı duymasına, kendisi ile barışık olmasına bağlıdır. Hoşgörünün bir hayat biçimine dönüştürülmesi gereklidir. Bunun için de Hz. Mevlana ve diğer hoşgörü ustalarının peşinden daha fazla gitmek, onları daha fazla anlamaya çalışmak gereklidir. Hoşgörülü olma sevgi ve şefkatin gereğidir. Seven ve acıma duygusuna sahip olan insanlar, çevrelerindeki insanları üzmezler. İnsanlar arası ilişkide hoşgörü yaşamı kolaylaştırır ve daha yaşanabilir hale getirir. Bazen güzel bir söz, gülen bir yüz, bazen anlamlı bir nükte, bazen bir olumsuzluğa karşı yerinde bir anlayış, insanları rahatlatıcı, stres ve sıkıntılarını giderici anlamlar taşır. Böylece hayat herkes için yaşanabilir hale gelir.
Birleşmiş Milletler, 1995 yılını "Hoşgörü Yılı" olarak ilan
etti. UNESCO buradan yola çıkarak 16 Kasım 1995 tarihinde "Hoşgörünün
İlkeleri Bildirgesi"ni yayınladı, bildirgenin 1. maddesinde hoşgörünün
anlamı vurgulanıyor. Önemi nedeniyle bu maddeyi aynen alıyorum: Yaşadığımız toplumu güzelleştirmek ve daha mutlu hale getirebilmek bizlerin gücü dahilinde olan şeylerdir. Buna en yakın çevremizden başlayabiliriz. Anne Baba çocuğuna, çocuk anne babasına, öğretmen öğrencisine, öğrenci öğretmenine, dede ve nineler küçüklerine, küçükler dede ve ninelerine ve hatta yakınlarımızda bulunan canlılara kadar bunu indirgeyebiliriz. Kısaca hoşgörülü olma, hepimizin yaşamında yer alan bir davranış biçimi olmalıdır.
Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bir duygu ve
tavır olduğunda hemen herkesin birleştiği bir kavram "hoşgörü". Ne var ki,
sıra uygulamaya geldiğinde toplumumuzda hoşgörülü davrananların sayısı
oldukça azalmış gözüküyor. Okumuş, yazmış, önemli makamlara gelmiş
kimselerin, kendi inanç, düşünce ve değerlerine taassupla bağlandıkları,
başkalarına neredeyse insanlıktan pay, hayattan nasip tanımadıkları
görünüyor. Kendilerini ileri, aydın, çağdaş sayanlar, yetmiş iki millete bir
göz ile baktıklarını etrafa yayanlar, farklı inanan, düşünen ve yaşayanlara
tahammül edemiyor, demokrasi ve insan haklarının bunlar için geçerli
olmadığını ya düşünüyor yahut da açıkça ifade ediyorlar.
Farklı inanç, düşünce ve davranış gurupları birbiri hakkında,
doğrunun yanında eksik ve yanlış bilgilere sahip bulunuyor, ayrıca lafızları
aynı, mânâları her birine göre farklı kelimeleri kullanarak tartışırken,
birbirlerini itham ederken "durup bir anlamaya" yönelmiyorlar. Gönüller,
kafalar kırıldıktan, millî servet heba edildikten sonra "ben şöyle
anlamıştım, ruhu kastetmiştim" demeye başlıyorlar. İster kişisel ister toplumsal ölçekte olsun, ilişkiler dokusunu hoşgörü kadar olumlu etkileyen bir başka sihirli kavram herhalde yoktur. Hepimizi tek tek ya da toplu olarak rahatsız eden irili ufaklı davranışların üzerine bu hoşgörü örtüsünü örttüğümüzde yaşam daha kolay, daha anlamlı olmaz mı? Tabii ki olur. Pekiyi o halde niçin birbirimize karşı hoşgörülü olmada niçin bu denli cimriyiz? Kulakları sağır olduğu için komşuda çalınan metal müziğini duymayan kişinin hoşgörüsünden söz edilemeyeceği gibi, ayağına basan kişinin profesyonel bir boksör olduğunu anlayan bir kişinin aldırmazlığı da, yine hoşgörü değildir. Doğru'nun tek olmayabileceğini, tek olduğu hallerde bile ortak yaşamın ancak uzlaşmayla mümkün olabildiğini ve bu nedenle de ortak doğruların bireysel doğrular dan daha öncelikli sayılmak gerektiğini anlamış kişilerin tutumuna hoşgörü denilebilir. Ve bu tür bir anlayışa dayalı hoşgörü, tahammül ederek değil severek, isteyerek benimsenen bir tutumdur. Sık sık duyduğumuz, karşı fikirlere de tahammül etmeliyiz sözleri dahi, hoşgörünün dayanması gereken anlayışı değil, her an patlamaya hazır bir tepkiyi anlatmaktadır. Hoşgörü, tahammül değildir. Sürekli olarak hoşgörülü olmayı nasihat etmek yerine niçin hoşgörülü olamadığımızı sorgulayan bir anlayışa ihtiyacımız var. Artık, kendi anlayışlarımıza göre iyi vatandaş yetiştirmeye çalışmaktan vazgeçip, doğru soruları sormaya çalışan insanlar yetiştirmeye çabalamalıyız. 2000'li yılların Türkiye'sini ancak doğru sorular sormasını bilenler kurabileceklerdir. Tarihe baktığımızda da hoşgörüye örnekler görebiliyoruz. Osmanlı Devletinde değişik kültürlere mahsus pek çok etnik topluluk mevcuttu. Bunlar Türkler, Boşnaklar, Arnavutlar, Hicazlılar, Kazaklar, Libyalılar, Tunuslular, vb. idi. Osmanlılar, bu kavimleri uzun bir dönem adaletli ve hoşgörülü bir şekilde yönetmişlerdir. Osmanlı Devletinde Hristiyan ve Yahudi toplulukları, Müslümanlar gibi hür tebaadan sayılırdı. Müslüman olmasalar bile esir edilemezler ve köle olarak kullanılamazlar idi. Bunlara ait kilise ve havralar devlet tarafından gözetilirdi. Hristiyan ve Yahudi tebaa, mal ve mülk sahibi olabilirdi. Devletin miri toprak üzerinde Müslümanlara tanıdığı haklardan bu kavimler de yararlanmaktaydı. Cemaatlerin kendi din ve geleneklerine göre oluşturdukları kurallar, devletin kadıları tarafından kanun olarak telakki edilirdi. Ayrıca bu topluluklar kendi aralarında esnaf birlikleri oluşturmak suretiyle ticaret yapabilirdi. Osmanlı Devleti, idaresi altındaki toplulukları yönetmede büyük bir başarı göstermişti. Bu başarıda Osmanlıların diğer Türk devletlerinin tecrübelerinden yararlanmaları, halka karşı adaletli ve hoşgörülü davranmaları etkili olmuştur. Dolayısıyla dünya barışı ve insanlığın mutluluğunu sağlamak için hepimizin sağlıklı iletişim, diyalog, hoşgörü ve birbirimizi anlamaya gerekli önemi vermemiz gerekmektedir. Hoşgörülü olmayan toplumlar hep aynı noktada kalmaya devam edeceklerdir. Farklılıklarınızı Kabul etmeden bir metre bile ileri gitmek mümkün değildir. Çünkü bu farklılıklar sizi oyalayacaktır. Oyalayan farklılıklar hep engel olacaktır. Sevgili okurlar, çocuklarımızı topluma, müsamahakar, yardımsever, ve çevresini seven ve hoşgören bireyler olarak yetiştirmek istiyorsak, bunun için gayret edelim, birlikte çalışalım, birlikte yol alalım. Zira Çocuklarımız geleceğimizdir. Gelecek çocuklarımızındır. Saygı duyan, seven ve hoşgören bir toplum olma dileğiyle . Yazımızı hoşgörü ustalarının öğüdü ile bitirelim: Yıktığın varsa yapacaksın. Ağlattığın varsa güldüreceksin. Döktüğün varsa dolduracaksın. Çıplakları giydirecek, açları doyuracak. Az halkı çok edeceksin. Ve en önemlisi: HOŞGÖRÜLÜ OLACAKSIN.
İnsanlara güzel söz söyleyin. (Ayet) İyilikle kötülük bir olmaz, sen kötülüğü iyilikle savuştur. O zaman göreceksin ki, seninle arasında düşmanlık olan bir kimse sana sımsıcak dost oluvermiştir. ( Ayet ) Hoşgörülü ol ki sana da öyle davranılsın. (Hadis) Arzu ÇAĞIRAN Sınıf Öğretmeni YARARLANILAN KAYNAKLAR: H. Fikri ULUSOY Hoşgörü Dç .Dr. İsmail Hakkı ATÇEKEN İslamda Hoşgörü ve Hz. Peygamberin Hoşgörü Anlayışı Halil ATALAY Hoşgörü Hayrettin KARAMAN Hoşgörü M. Tınaz TİTİZ Hoşgörülü Olalım ***
Gndr.: Şengül Arslan |