SUSMAK

Susmak; içine ateş düşmüş bir mavi deniz gibi, üzerine puslu bulutlar çökmüş başı karlı dağ gibi, rengini kızıl havaların çaldığı çöl akşamları gibi, bir türkünün en hareketli yerinde deli bir rüzgar gibi,  yalnızlığın ortasında siyah gelinlik giymiş ölüm gibi, bir gurbet Treninin arka vagonunda küsmek gibi.

Susmak nedir sorusunun cevabını konuşmamak ya da kabullenmek olarak algılamak en büyük yanılgılıdır. Susmak; konuşmaktır aslında anlayana, harfsiz, kelimesiz, cümlesiz. Bazen canlı bir şekilde konuşurken bile susar insan. Bütün kelimeler, sözler odadaki boşluğu doldurmak içindir. Susmak konuşmaktan daha da zordur. Konuşurken istediğin cümleyi kurar istediğin yerde durup soluklanırsın, istediğinde bağırır, istediğinde kızar, istediğinde gülersin. Ya susarken... Susarken bütün çığlıkların, hıçkırıkların, yalvarışların, isyanların düğümlenir kalır bir yerde. Aşındırır yüreğinin en sert duvarlarını. 

Konuşulan konu o denli boş, basit ve anlamsızdır ki konuşmayı gereksiz ve anlamsız bulur, susarız. Konuşulanlar öylesine abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu, susarız…

Ya kendini yada karşındakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır susmak. Birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süredir susmak.  

Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluk. Öylesine yaralanmıştır ki yaralamak ister, yüreğini acıtmak ve kanatmak ister yaralayanın. Ve bilir ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar. Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…

Hassas ve kırılgan bir tepkidir. Küçücük bir hatırlatmadır belki. Fark edilmesi ve onarılması incelik ister. Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşındaki için. Susarız…

Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşındakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masasından kaldırmaya gerek duymaz olduğu bir noktadadır. Bir duruş, bir soluklanmadır susmak. Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir. Durup yeniden, şimdi bulunduğu noktadan bir daha bakmak ister yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna. Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…

Ayağı yerden kesilmiş, bulutların üstündedir ve çiçek çiçek bahardır yüreği. Sevdiğiyle yan yana ve can canadır. Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susar. Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluk… 

İletişimin tıkandığı, hiçbir iletinin yeterli gelmediği ve hiçbir iletinin doğru algılanmadığı yerdedir. Yanlışlar, yanılgılar. Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar. Siyah bir nokta konur cümlelerin sonuna. Zamanla cümlelerin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar. Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak… 

Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan. Can evinden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşanan. Söylenecek hiçbir sözün adrese teslim olmayacağından emin olunduğu, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdedir. Susarız…

Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır. Her suskunun bir nedeni vardır. Her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir…

 

***

* Bu yazı bir internet sayfasından alınmıştır

 

Şengül ARSLAN (BÜYÜKGÜL)

22.5.2007