![]() |
|
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
|
KARAYOLLARI VE KAZALAR
Dünya Sağlık Örgütüne göre gelişmiş ülkelerde, trafikteki insanlara yönelik tehdit-risk sıralama ortalaması 9. sırada. Geri kalmış ülkelerde ise bu tehdit 3. sırada. Türkiye'de trafiğin cana ve mala yönelik tehdidi 1 sırada! Türkiye’de ortalama her 7 kişiden biri trafik kazasında ya ölüyor ya da yaralanıyor. Yaralıların yüzde 5’i daimi sakatlık yüzde 15’i de geçici sakatlık yaşıyor.
Resmi raporlara göre Türkiye’nin son 30 yılda trafik kazalarına kurban verdiği insan sayısı yaklaşık 150 bin kişi. 7 milyon insanımız da trafik kazalarından yaralı olarak kurtulabilmiş. Yaralı olarak kurtulanların yüzde 5’lik kısmının da sonradan yollarda, hastanelerde ve evlerinde öldüğünü hesaba kattığımızda rakamlar dehşet verici boyutlara erişiyor. Türkiye`de olay sonrası yaralananların 30 gün takibi yapılmadığı için ölenler için resmi bir istatistik de tutulamıyor. Ayrıca trafikte yılda binlerce vurup-kaçma olayı yaşandığı için bu kazalar sonucu hayatını kaybedenler de faili meçhul kalıyor. Bunlar da dahil edildiğinde 30 yıldaki trafik kurbanı sayısı 300 bini geçiyor. Trafik kazalarında ölen ve yaralananların yarısına yakını da maalesef 0-14 yaş arası çocuklar.
2007 Yılı Trafik Kazaları İstatistikleri` neticesinde, ülkemizdeki Ölümlü Kazalarda, son 10 yıl’dır Dünya 2. siyiz. Resmi rakamlara göre 2007 yılı içinde 2.671`i ölümlü, 84.295`i yaralanmalı, 662.490’ı maddi hasarlı olmak üzere, meydana gelen toplam 749.456 kaza neticesinde, 149.140 yurttaşımız yaralanmış 3.459 yurttaşımız hayatını kaybetmiş. 749.456 kazanın 83.998’i yerleşim yerleri dışındaki yollarda meydana gelmiş. Son yedi yılda 3 milyon 540 bin 750 trafik kazası meydana geldi. Bu kazaların maddî bilânçosu ise 4 milyar YTL.
Araç sayısı Türkiye`den altı kat fazla olan Çin’de daha az sayıda trafik kazası meydana gelmektedir. Fransa`da da bizden dört kat fazla araç sayısı varken, kaza sayısı bizden üç kat azdır..Türkiye`de her 10 bin araca düşen yıllık ölü sayısı 75 iken, Fransa`da 33, Almanya’da 19, Japonya`da ise 15.
TBMM Trafik Araştırma Komisyonu’nun 2001 Ocak Ayı’nda hazırladığı Raporda`da trafik kazalarında ölenlerin `Terörde 15 yılda 30 bin, depremlerde ise 50 yılda 50 bin vatandaşımız ölmüştür. Oysa trafik felaketinde kaybettiğimiz yurttaşlarımızın sayısı 10 yılda 100 bini aşmıştır`. Sadece 1999 yılında 100 bini aşkın vatandaşımız yaralanmıştır. Araştırma komisyonunun çözüm önerileri ise, raylı sistem yatırımlarına daha fazla kaynak ayrılmasıdır
Türkiye, trafik kazalarında ölen ya da yaralanan insan sayısında Avrupa`da 1., dünyada ise 5. sırada yer alıyor. Ülkemizde her gün yaklaşık 600 ve her saat 27 trafik kazası oluyor. Bu kazalarda günde 5 ila 20 kişi ölüyor, 200 kadar kişi de yaralanıyor. Ortalama her yıl 5-6 bin vatandaşımız, kazalar sonucu hayatını kaybediyor, 100-200 bin kişi de yaralanıyor. Trafik kazası istatistiklerinde liderliği bırakmayan Türkiye, kaza başına ölüm oranında da Avrupa ülkelerinin önünde. Türkiye`de 67 bin 31 trafik kazasının meydana geldiği 2003 yılında 3 bin 946 kişi öldü. Aynı yıl Avrupa`da meydana gelen vakalarda, İngiltere`de 214 bin 30 kazada 3 bin 508 kişi, Avusturya`da 43 bin 426 kazada 931 kişi, Hollanda `da 31 bin 635 kazada 1.088 kişi, Almanya`daysa 354 bin 334 kazada 6 bin 613 kişi hayatını kaybetti. Dünya`da 100 bin taşıt ve 100 bin kilometre üzerinden yapılan hesaba göre ölüm oranları ABD’da 0.3, İngiltere`de 1, Almanya`da 1, Fransa`da 1.9, Japonya`da 1.4, Türkiye`de ise 10. Yani bu ülkelerde her gün ortalama bir kişi ölürken Türkiye`de 10 kişi ölüyor.
Yukarıda ki rakamlara baktığımızda çok net bir tablo ortaya çıkıyor.O da şu; bu ülkede resmen bir trafik terörü vardır ve bu terör her gün ortalama 15-20 kişinin hayatına mal oluyor. Maddi hasarda cabası! Peki biz bunu önlemek için niye bir çaba göstermiyoruz ya da bu ülkeyi yönetenler bununla ilgili niye ciddi bir önlem almıyorlar? Peki bizim bu bildiğimizi değerli siyasetçilerimiz ve devlet büyüklerimiz bilmiyorlar mı? Tabiî ki biliyorlar. Hem de bizim daha bilmediğimiz neler neler biliyorlar. Peki bildikleri halde niye bir şey yapmıyorlar?
İşte asil sorması gereken soru budur.
Niye yapmıyorlar?
Çünkü bu ülkede uygulanan bir ulaşım politikası vardır ve olanlar bu ulaşım politikasının sonucudur.
Bu ülkede ulaşım ile ilgili ilk ciddi proje Osmanlının son yıllarında Almanlarla yapılan bir İstanbul –Bağdat demir yolu projesi olmuştur.
Bu proje öyle bir anlaşmayla verilmiş ki evlere şenlik. Bu anlaşmada ilginç bir kaç maddeye bakalım.
Bu maddelerden biri şöyle; Almanlar yol güzergahını kendileri belirleyecekler. Bu güzergahın sağında ve solunda 15 kimlik alanı istedikleri gibi kullanacaklar. Bu alanda tüm tasarruf Almanlara ait olacak yani yeraltı ve yer üstü kaynaklarını istedikleri gibi kullanacaklar. Bunun içinde bu güzergah nerede önemli yer altı ve yer ustu kaynakları varsa oralardan dolandırılarak götürülmüştür.
İkinci ilginç madde de bu yol yapımında maliyet ne kadar artarsa karda o kadar artacaktır. Yani maliyetin yüzdesi oranında kar alacaklar. Bunun içinde bu yolu dolandırdıkça dolandırmışlar. Maliyeti arttırdıkça arttırmışlar Burada en önemlisi de bu demir yolu sayesinde orta doğudaki petrol savaşlarında kullanacakları silahları İstanbul’a kadar deniz yoluyla buradan da demir yoluyla Orta doğuya nakledecekler. Bunun için de bu yolu Birinci Dünya Savaşı’ndan önce nihayet bitirmişler.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra cumhuriyetin ilk yıllarından başlamak üzere ulaşımda ciddi bir demir yolu politikası uygulanmış. Ülkede ciddi bir demir yolu ağı oluşturulmuş. Bu politika 1950’lere kadar devam etmiş. Uzmanlar, ülkemizde trafik kazalarının artmasının temel nedeninin karayoluna ağırlık verilmesi, demiryollarının ihmal edilmesi olduğuna dikkat çekiyor. Çünkü bilimsel olarak karayolunun, demiryoluna göre 18 kat daha tehlikeli olduğu tespit edilmiştir. Demiryolları gerek yolcu gerekse yük taşımacılığında AB ülkelerinin 7- 8 kat altında. Avrupa`da şehirlerarası yolcu taşımacılığı çift yönlü trenlerle yapılmakta, sadece köy yollarında otobüsler çalışmaktadır. Demiryollarının büyük bir kısmı Osmanlının son döneminde ve cumhuriyetin ilk yılarında yapılmış, 1950`den sonra şehirlerarası yeni demiryolları yapılmamıştır.
- Demiryollarımızda yolcu sayısı karayollarından 30 kat daha az!
- Ülkemizde yolcu ve yük taşımacılığında karayolları yüzde 95’lik oranla 1. sırada.
Demir yolu ağırlıklı bu ulaşım politikası başta Batılı ve ABD kapitalizmini rahatsız etmiş. Bunu kendi lehlerine çevirmek için yeni bir politika uygulamaya başlamışlar. Bunun için de gereken yardım ve desteği de esirgememişler. Gerekli yardım ve teşvikler Marşal Projesi’yle uygulamaya konmuş. Bunu takiben de ülkede ulaşımın yönü demir yolarından kara yolarına kaydırılmış. Bunda kapitalizmin kari nedir derseniz kari şudur; kapitalizm kara yoları alt yapısını oluşturarak kendi otomobil sanayisine büyük bir pazar oluşturmuş yollar yapıldıkça araba pazarı canlanmış. Böylece otomobil sektörü iyi bir pazara kavuşmuş ve yapıp yapıp bize satmışlar. Ürettikçe satmışlar sattıkça kazanmışlar bu da yetmedi bunun için gereken petrolüde Orta doğuda kendi petrol şirketlerinin çıkardığı petrolle karşılamışlar. Bozulan arabalara yedek parça satmışlar yani kar ettikçe kar etmişler. Peki bu çarkı yürütecek kadroları nasıl yaratmışlar. Onun da kolayını bulmuşlar; bu politikayı yürütecek olan siyasileri iktidara getirmek için gerekli maddi ve manevi desteği de esirgememişler. Bu iktidarlar ülkede ekonomik ve siyasi olarak çıkmaza girdikçe de yani sistem tıkandıkça bizden kazandıkları paranın bir kısmını kredi olarak göndermiş ve bu kredilerden de faiz gelirleri elde etmişler. Bununla aşamadıkları problemleri de darbelerle aşarak bu işi bu güne kadar getirmişler. Bu dünya kapitalizminin siyaseti ve karı. Türkiye deki en büyük ihaleler otoban ihaleleriydi. Onları da Avrupa inşaat firmaları yaptı(tabi taşaron durumundaki Türk firmaları da bunların iş ortaklarıydı ). Ciddi paralar kazandılar. Bu parayı da Avrupa finans sektörü bize verdiği kredilere dönüştürdü ve bunlardan ciddi faiz gelirleri elde etiler. Bu gün bu siyaseti yürüten siyasilere de dört ele sarılmışlar.
Bizim ülkemizde siyasiler bu politikayı niye bu kadar sıkı sıkıya bağlılar? Çünkü bunun dışındaki bir ulaşım politikası bizim de işimize gelmez. Bu kadar araç satılmasa bu kadar akaryakıt kullanılmasa sadece demiryollarının yolcu geliriyle bu vergi nasıl toplanacak. Devlet ülkede satılan her araçtan ciddi bir satış vergisi almış. Öyle ki bu gün azalmış olmasına rağmen devlet her aracın satışından yaklaşık 5/2 oranında vergi almış. Kimden? Tüketiciden. Yani vatandaştan. Asıl büyük kari tabiî ki bu arabaların kullandığı akaryakıt, yağ ve lastikten yapmaktadır. Türkiye’de satılan her litre akaryakıttan devlet 3/2 oranında vergi almaktadır. Tabi bu satışı yapan benzin istasyonu işletmecilerin yıllık karları üzerinden aldığı gelir/kurumlar vergisi hariç. Bu araçların sigortalarını, kaskolarını, yıllık vergilerini ve trafik cezalarını da bu rakamlara eklersek vatandaştan alınan vergiyi düşünün.
Bu kaza hikayesinde asıl suçlanması gerekenler suçlanmayacak onun yerine zavallı sürücüler trafik canavarı olarak gösterilecek. Yılda yaklaşık 10 bin kişinin öldüğü bu ülkede çok yetkili var, ancak sorumlu hiç yok! Trafik teröründen hep sürücüler ve yayalar sorumlu tutulurken, kanunda yetki verilenler sorumlu tutulmuyor. Devlet otoritesinin hep haklı, sürücülerin ise yüzde 98,5’nin suçlu gösterildiği tek ülke Türkiye’dir. Yol yapımından, bakımından veya tamirinden kaynaklanan kazalar da dahi yol kusur hatası yüzde 1,5 gösterilmektedir.
Halbuki burada asıl canavar gözü kar hırsından başka bir şeyi görmeyen kapitalizm canavarıdır. Bu dünyayı ve bu ülkeyi bu hale getirenlerin başında kapitalizm ve onun sömürü hırsı gelmektedir
Bu ülke bin bir çabayla yetiştirdiği insanlarını gücümüzü, bir anlık trafik kazasına kurban vermek Türkiye’nin kanıksadığı bir gerçeği olmamalı.
Hepiniz kazasız güzel yolculuklar dileğiyle hoşça kalın.
***
01.10 2008
Ali Rıza ARSLAN
NOT: Türkiye’de trafik kazalarından dolayı “Yapılacak Müdahale ve Tedavi Ücretini ödeyeceğinize dair, şu belgeyi imzalayınız.”teklifi ile karşılaşabilirsiniz. Kazazedenin bu durum da yapması gereken şudur yetkiliye formun altına “Bu belgeyi imzalamazsam bana müdahale edemeyeceğinizi ve tedavimin yapılmayacağını yazın ve imzalayın!” demesi gerekiyor. Çünkü trafik kazası sonucu yaralanan ve hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınan kazazedelerin, 2918 sayılı kanuna göre tedavisi için hiçbir ücret ödememesi gerekiyor. (Madde:98 ve Madde:108)
**
Han-ı Yağma
Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtiıamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...
Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
Tevfik Fikret
